Posts

Hizmet Ömrünü Tamamlamış Emprenyeli Ağaç Malzemenin Çevresel Tehditleri ve Geri Dönüşüm Prosesleri-2

4. Ahşap Koruma Endüstrisinde Kimyasal İçerikli Çevresel Atıklar

Son yıllarda çesitli atık türleri ile ilgili tanımlamalar yapılmıs, bu tanımlamalarda emprenye edilmis ve içerisinde ağır metaller, kreozot, PCP vb. bulunan ağaç malzemeler tehlikeli atıklar olarak EEC ve DIS standartlarında sınıflandırılmıstır. Atık çevre yönetmeliğinin 2006 yılında yaptığı değerlendirmeye göre ağaç malzemede kullanılan koruyucu kimyasal atık listesi Çizelge 2 de verilmistir.

Çizelge 2. Ahsap koruma endüstrisinde atıklar (Anonim, 2006)

Ahşap Koruma Atıkları                
Halojen olmayan organik ahşap koruyucu maddeler
Organik olarak klorlanmış ahşap koruyucu maddeler
Organik metal ahşap koruyucu maddeler
Anorganik ahşap koruyucu maddeler
Tehlikeli maddeler içeren diğer ahşap koruyucuları
Başka bir şekilde tanımlanmamış ahşap koruyucuları

Bu listede yer alan koruyucu maddelerin atık olarak değerlendirilmesi için ayrıca emprenye maddeleri içerisinde bulunan zararlı elementlerin U.S halk sağlığı kurumu tarafından belirlenen tolerans limitlerini de asmaları gerekmektedir.

İçme sularındaki zehirli maddeler için U.S halk sağlığı kurumu tarafından belirlenen tolerans limitleri Çizelge 3’de belirtilmistir.

Çizelge 3. Emprenye maddelerinin tolerans limitleri

Emprenye Maddesi

 

Tolerans limitleri (mg/lt)

Bakır

Krom

Arsenik

Çinko

Fenol

Pentaklorofenol

0.50

0.05

0.05

1.00

0.001

0.05

Tolerans limitleri, özellikle emprenye isleminin yapılması esnasında, emprenye edilmis ağaç malzemenin kullanımı evresinde ve kullanım ömürlerini tamamladıktan sonraki dönemlerde önem kazanmaktadır. Bilinen geleneksel metotlarla kirlilikten arındırılması zor olan su kirliliği, bu yönüyle endüstride çözülmesi zor bir problem olusturmakta ve bunun sonucu olarak kalıcı çevresel sorunların kaynağı haline gelmektedir. Özellikle içerisinde fenolik bilesenler bulunan koruyucu maddelerin litrede 0,001 mg’ı geçmemesi gerekmektedir (Corpit, 1971). Bu değer asılması durumunda akarsular ve deniz suyunda yasayan canlılar için oldukça tehlikeli bir durum söz konusu olmaktadır (Anon, 2008). Fakat EPA tarafından yapılan çalısmalara göre bu tolerans limitleri asılmadığı sürece herhangi bir problem olusmamaktadır. EPA tarafından yapılan diğer bir çalısmada arsenik ve krom gibi iki zehirli element içeren CCA, emprenye edilmeden karısım halindeyken çok tehlikeli bir madde olarak canlı yasamını tehlikeye sokabilmesine karsın, ağaç malzemeye tatbikinden sonra iyi bir kimyasal bağlanma gerçeklestirdiğinden çevresel zararının son derece az olabileceği belirtilmistir. Schroeder (2008); bütün canlıların yasamları boyunca doğal arsenikten az veya çok etkilendiklerini, bes değerlikli formdaki arseniğin ise canlılara karsı olan zehirlilik etkisinin çok az olduğunu belirtmistir. Aynı zamanda arseniğin, normal konsantrasyonlarda zehirli olmadığı, vücuttan atılmasının hızlı olduğu, büyük miktarının böbrekler yardımıyla atılabildiği belirtilmistir. Bu nedenle CCA ile emprenye edilmis olan ağaç malzemeler belirlenen tolerans limitlerinde kullanılırsa hem kullanım yerinde hem de kullanım sonrasında canlı yasamını tehdit etmemektedir (Schroeder, 2008).

Kartal ve Kantay (2006); özellikle CCA emprenye maddesinin piknik masaları ve çocuk oyun grubu elemanlarında kullanımından kaçınılması gerektiğini belirtmislerdir. CCA emprenye maddesinin ABD, Japonya, Almanya, Fransa, Đngiltere, Portekiz, Avusturya, Đsveç, Norveç, Slovenya ve Slovekya gibi birçok ülkede kullanımı sınırlandırılmıstır. CCA direkt temas edilen ahsap malzemelerde kullanımı yasaklanmasına rağmen (USEPA 2002; USEPA 2003; WEST 2004) halen Hindistan, Tayland, Zimbabve, G.Kore, Latvia, Costa Rica, Uruguay, G. Afrika Cumhuriyeti, Venezuela, Malezya, Sili, Meksika, Brezilya gibi ülkelerde kullanılmaktadır (Kartal ve Kantay 2006). Bununla beraber ABD’de bina temelleri, otoban konstrüksiyonları, telekomünikasyon direkleri ve deniz içi yapılarda kullanılacak ahşabın emprenyesinde kullanılmaktadır (Lebow, 2004).

5. Emprenyeli Ahşap Malzeme Atıklarının Niteliği ve Yeniden Kullanımı

Emprenye edilmis ağaç malzemenin ortalama 20-40 yıl arasında hizmet verebildiği göz önünde bulundurulduğunda her yıl önemli miktarda hizmet ömrü bitmis emprenyeli atık malzeme olustuğu söylenebilir. Olusan bu katı atık potansiyeli gün geçtikçe artarak çevresel tehdit olusturmaktadır (Huang ve Cooper, 2000). Bu konuda Türkiye üzerine yapılmıs bir istatistik bulunmamaktadır. Örneğin Fransa’da yapılan bir istatistik 25 milyon adet telefon direğinin kullanımda olduğunu, bunların içinde her yıl yaklasık 500 bin adedinin hizmet ömrünü tamamladığını belirtmektedir. Ahşap malzemenin emprenye islemine tabi tutulması ile geri dönüsüm isleminin toplam maliyetlerinin doğal olarak kullanılmasından daha fazla pahalıya mal olduğu da baska bir arastırmada ortaya konulmustur.

Bu konu üzerine yapılan bilimsel çalısmalar sonucunda, emprenyeli ahşap atıklarının çevreye verdikleri zararın yanı sıra ekonomik anlamda da büyük kayıplara sebep olduğundan hem çevresel, hem de ekonomik zararların önlenmesi için bazı öneriler ortaya konulmustur. EPA 1990 yılında hizmet ömrünü tamamlamıs emprenyeli telefon ve çit direklerinin katı atık olarak adlandırılamayacağını açıklamıs, 1992 ve takip eden yıllarda Washington, California ve Oregon eyaletleri de EPA ile aynı sonuçlara varmıstır. Bu sonuçlara göre emprenye edilmis ağaç malzeme, çit direklerinde, istinat duvarlarında, peyzaj uygulamalarında, güvertelerde, iskelelerde ve bu gibi yapı alanlarında tekrar kullanılabilir. Ancak burada unutulmaması gereken bir husus, tekrar kullanıma alınan bu malzemeler kullanılırken bir önceki kullanıma bağlı kalınması gerekir. Yani; daha önceki kullanıma ait dökümanları içeren tüketici bilgi formu ve ürün kullanım kılavuzu dikkate alınmalıdır. Ayrıca son kullanıcının katı atıkları yok etme islemini gerçeklestirmesi Federal RCRA (Resource Conservation and Recovery Act) programına göre yapılan TCLP (Toxicity Characteristic Leaching Procedure) testlere dayalı olarak yapılmaktadır. TCLP tarafından tanımlanmamıs emprenyeli ağaç malzeme ürünleri atık olarak nitelendirilmemektedir (Anon, 2007).

Emprenye edilmis odun atığı ile ilgili olarak kabul edilen atık yönetim stratejileri hiyerarsisi (Cooper, 2003) en fazla tercih edilmesi gerekenden en az tercih edilmesi gerekene doğru asağıda sıralanmıstır (Kartal ve ark, 2006).

1- Atık eliminasyonu veya azaltma
2- Atığın modifikasyonu
3- Atığın tekrar kullanımı
4- Atığın geri çevrimi
5- Atığın yakılması
6- Atığın gömülerek yok edilmesi

Dünyada her sene insaat sektöründe, limanlarda, tren yollarında ve haberlesme sektöründe emprenyeli ağaç malzemeler kullanım ömürlerini tamamladıktan sonra zehirli madde olarak nitelendirilan ağır metalleri ve odun hammaddesini değerlendirmek amacıyla çesitli yöntemler gelistirilmistir. Bu yöntemlerle hem çevresel anlamda olusan kaygılar minimuma indirilmistir, hem de bulunduğu ülke ekonomisine katkı sağlanmıstır.

6. Emprenyeli Ahşabın Yok Edilmesi ve Geri Dönüsüm İşlemleri

Hizmet ömrü bitmiş emprenyeli odun atıkları, geri dönüşüm için büyük miktarda kaynak oluşturmaktadır. Yok etme metotları olarak kullanılan yakma ve toprağa gömme işlemleri riskli ve ekonomik olmayan uygulamalardır. Emprenyeli ahşap malzemenin yakılması işlemi kolay görülse bile, yakılması esnasında olusan kül içerisinde ağır metallerin bulunması, aynı zamanda uygun bir sıcaklık seçilmediği takdirde zehirli gazların yayılması gibi birçok zararlı etkiler oluşabilmektedir. Toprağa gömerek yok etme isleminde emprenye edilmis odun atıklarından yıkanma ve topraktaki rutubet vasıtasıyla ağır metallerin uzaklasıp toprağa ve yeraltı sularına karısması riski bulunmaktadır. Üstelik emprenye edilmis odun atığının kesilmesi, islenmesi, yongalanması, liflendirilmesi ve bu atıkların kompozit malzeme yapımında işçilere ve çevreye zarar vermesi de mümkündür (Felton ve De Groot, 1996).

Yok etme işlemindeki uygulamaların meydana getirdiği olumsuz etkilerden dolayı emprenyeli ağaç malzeme içeriğinde bulunan ağır metallerin geri alınması önem kazanmaktadır. Kimyasal, biyolojik veya bunların ikisinin kombinasyonu seklindeki yöntemler sayesinde emprenye maddesi odundan uzaklaştırılabilmektedir.

6. 1. Biyolojik Yöntemler

Son yıllarda zehirli maddelerin biyolojik yollardan geri dönüsüm metotları önem kazanmış ve bununla ilgili araştırmalar yoğunlaşmıstır. Biyolojik iyileşme ve biyolojik dönüsüm metotları hidrokarbon içeren karısımların büyük bir oranda dönüşümü ve biriktirilmesi yanında mikrobiyolojik katabolik degradasyonun doğal yolla olusmasını sağlamaktadır. Bunun için emprenye maddesi aktif elementlerin odundan alınmasında mantarlar, bakteriler ve biyoabsorbant özelliği bulunan çesitli algler ve bitkiler kullanılmaktadır.

Çesitli mantar türlerinin koruyuculara karşı dirençli olmalarından dolayı zehirli maddelerdeki ağır metalleri ayrıştırarak zararsız hale getirmeleri prensibinden yola çıkılarak bazı mantar türlerinin emprenyeli ağaçlara uygulanması yoluna gidilmistir. Odun korumada basarılı bir emprenye maddesi olan kreozotun muamele edildiği ağaç malzemeden çesitli mantar türleriyle izole edilmesi bu yolla sağlanmıştır (Duncal ve Deveral, 1964).

Önceki yıllarda kullanımına sıkça rastlanılan ve klorofenoller grubuna giren PCP (Pentaklorofenol), kendisine dayanıklı olan Ascomycetes ve Fungi imperfecti ile muamele edilerek içerisinde bulunduğu ağaç malzemeden izole edilmistir. Ama son yıllarda mantarlarla muamele isleminden ziyade her bir emprenye maddesi için çesitli enzimler gelistirilip bu enzimlerin oduna fikse edilmesiyle izolasyon sağlanmıstır. PCP çesitli oksidatif enzimler (peroksidaz v.b) sayesinde klor’un izole edilmesiyle polimerlestirilerek enzimatik deltoksifikasyonu sağlanmaktadır. En etkili enzim üreticisi olarak beyaz çürüklük mantarları tarafından üretilen enzimler sayesinde yüksek bir redoks potansiyeli üretilerek enzimatik yanma olayı meydana getirilmektedir (Bumpus ve ark, 1985).

6.2.Kimyasal yolla ağır metallerin geri alınması

Odun içerisinde lignine ve selüloza bağlı halde bulunan veya hücre çeperi içerisine çökmüs halde bulunan emprenye maddelerini çözmek amacıyla çesitli organik, inorganik asitler ve diğer kimyasal maddeler kullanılmaktadır. Emprenye edilmiş odun, asitlerle ekstraksiyona uğratılarak içerisinde olusmus fiksasyon reaksiyonları sonucu suda çözünmez forma dönüsmüs ağır metal bileşikleri suda çözünebilir forma dönüstürülmektedir (Felton ve De Groot, 1996). Son dönemlerde, geçmişte kullanılmış ve kullanım ömürlerini tamamlamıs olan CCA emprenye maddesi ile emprenye edilmis atıkların miktarındaki artısla beraber bunların yok edilmesine ilişkin çesitli kimyasal maddeler kullanıma alınmıstır. Bu kimyasal maddelerden, sitrik asit, asetik asit, formik asit, oksalik asit, fumarik asit, glukonik asit, ve malik asit gibi organik asitler ile sülfürik asit, hidroklorik asit, nitrik asit gibi mineral asitlerin CCA komponentlerini odundan uzaklastırdığı görülmüstür (Taylor ve ark., 2001).

Kartal ve Clausen (2001); CCA ile emprenyeli odunun kimyasal yöntemle ekstraksiyonunun uygunluğu üzerine yaptıkları çalışmalarında asitleri kullanmıslardır. Sitrik asit, asetik asit, formik asit, oksalik asit, fumarik asit, tartarik asit, glukonik asit ve malik asit gibi organik asitler ile sülfürik asit, hidroklorik asit, nitrik asit ve fosforik asit gibi mineral asitlerin CCA bilesenleri
olan bakır, krom ve arseniği odundan uzaklastıracağını belirlemislerdir. CCA ile emprenyeli odunun asit ile ekstraksiyonu sonucu CCA bilesenleri ile odun arasında olusan fiksasyon prosesini tersine çevirerek elementleri suda çözülebilir forma dönüstürmüşlerdir. Etilendiamintetraasetik asit (EDTA), nitrilotriasetik asit (NTA) ve oksalik asit (OA) gibi kimyasallar metal tuzlarına kenetlenerek yıkanıp uzaklastırılma işlemlerinde kullanılmaktadır. EDTA’nın son derece stabil komplekslerle metal iyonlarını bağlama yeteneği, çözülmez metal bileşiklerinin çözünmesi ve kirlenmis yüzey veya topraktan uzaklastırılmasında kolaylık sağlamaktadır (Thomas ve ark., 1998; Abumaizar ve Smith, 1999; Kartal ve Clausen, 2001).

6.3.Emprenyeli Ağaç Malzemenin Geri Dönüşümünde Isıl İşlem Kömürleştirme İşlemi (Chartherizasyon):

Bu islem emprenyeli ahşabın geri dönüştürülmesi ve ağaç malzeme atık ürünlerinin volarizasyonunu (gaz halinde geri kazanma) mümkün kılmaktadır. İslemde emprenyeli ağaç malzemenin içerdiği kimyasal koruyucuların türüne bakılmaksızın, yüksek kaliteli ve temiz odun kömürüne dönüstürülmesi amaçlanmaktadır. Şekil 2 de gösterilen bu yöntemin, çevre için güvenli ve risksiz olması, kolay uygulanması, ekonomik ve teknik açıdan güvenilir olması gibi faydalı yönleri bulunmaktadır.

emprenyesekil2

Sekil 2. Hizmet ömrünü tamamlamıs emprenyeli ahşap tel direklerin kömürleştirme ile geri dönüşüm islemi (Anon, 2009a)

Yapılan testlerden alınan sonuçlara göre, islem boyunca ortaya çıkan ağır metallerin % 99.92’si absorbe edilebilmektedir. Proseste yalnızca ağır metallerin ayrılması değil, kendi arasında birbirlerinden ayrılması da yapılmaktadır. Bu işlem öğütme, havasız ortamda yakma (Spesifik termal muamele) ve ayrıstırma olmak üzere üç ana aşamadan meydana gelmektedir;

Geri dönüşüm işlemine uygun hale gelebilmesi için emprenyeli ahşap malzeme içerdiği atık ürünler ile birlikte öğütülmektedir. Bu işlem, ağaç malzeme atıklarının boyutlarının küçültülmesi ve üniform yapıya sahip olması için yapılmaktadır. Yongalama islemiyle birlikte testere talası olusturmadan aynı boyutta yonga olusacak şekilde islem gerçeklestirilmektedir. Yongalanmış olan ağaç malzemenin bir reaktör kazanı içerisinde ısıtılması olayına kömürleştirme (chartherizasyon) adı verilmektedir. Temel prensip ısıtma işlemi ile gaz haline geçen uçucu elementler hızlı bir soğutma ile yoğunlastırılarak toplanmakta ve bu islem esnasında oluşan mineral elementlerin karbon miktarınca zengin kömür tipi olarak geriye kalması sağlanmaktadır. Reaktörün alt kısmından alınan odun kömürü kalıntısı ise soğutulup, sıkıstırılarak diğer aşamada kullanılmak üzere depolanmaktadır. Elde edilen sıkıstırılmıs karbon kalıntısı içerisinde bulunan ve kullanımı sırasında kirliliğe yol açacak olan ağır metallerden arındırılması için bir ayrıştırma islemine tabi tutulması gerekmektedir. Bu uygulama için karbon kalıntısı hava basıncı yardımıyla çalısan bir santrifüj içinde karbon ve metallerin sahip oldukları yoğunluk farkları yardımıyla birbirlerinden ayrıştırılmaktadır.

6.3.1. Kömürleştirme işleminin önemli diğer karakteristikleri Hızlı Soğutma:

Hızlı soğutmanın amacı, yanma işleminden sonra reaktörü terk eden gazın etkilediği elementlerin kısa bir sürede yoğunlaşmasını sağlamaktır.

Gazların Tekrar Dolaşımı: Yongaları yakmak için kullanılan gazların tekrar dolaşımının sağlanması gerekmektedir. Eğer gazların geri dönüşümü sağlanmaz ise işlemin maliyeti artmaktadır. Bu gazlar hidrokarbonlar ile yüklüdür ve sıcak gaz jeneratöründe yakıt olarak kullanılmaktadır. Düşük sıcaklık seviyelerinin birleşmiş etkileri ve reaktörden gelen gazlarda bulunan yüksek seviyedeki hidrokarbonların yardımıyla sistem kendisini otomatik yanma seviyesinde tutmaktadır. Bütün geri dönüstürülen gazlar, tekrar kullanılmadan veya yok edilmeden önce, kurallara göre iki saniye süreyle 850 0C üzerinde yakılmaktadır.

Yongalanmış olan ağaç malzemenin reaktördeki seviyesi, reaktörün alt kısmından çıkan odun kömürü kalıntısının üretim oranına
göre devamlı olarak kontrol edilmeli ve beslenmelidir. Daha sonra kalıntı odun kömürü soğutulup, sıkıstırılarak diğer aşamada kullanılmak üzere depolanmaktadır.

Ağır Metallerin Ayrıstırılması

Amaç: Chartherizasyon işleminin tamamlanmasından sonra, elde edilen kalıntı karbon, islemin başlangıcındaki ağaç malzemenin içerisindeki bütün mineralleri içermektedir. Kalori değeri bakımından çok zengin olmasına rağmen, CCA ile emprenye edilmis olan ağaç malzemeden elde edilen bu odun kömürü bu sekilde kullanılamayıp pazara da sunulamamaktadır. Bu odun kömürünün kullanılması için kesinlikle içerisinde bulunan ve kirliliğe neden olan maddelerin ayrıştırılmaları gerekmektedir. Ancak bu işlemden sonra kullanılabilir temiz odun kömürü elde edilebilmektedir. Kirliliğe yol açan elementler direklerin DIS normlarına göre karakterize edilmelerine neden olmaktadır. Kirliliğe neden olan ürünlerin mümkün olduğunca en aza indirgenmeleri gerekmektedir ki temel atık olarak kabul edilebilsinler. Yeniden temiz odun kömürü elde bu sistem, tükettiğinden daha fazla enerji üretmektedir.

Kullanılan Metot: Termal bölümde elde edilen sıkıstırılmıs karbon kalıntısı, bu uygulama için özel olarak gelistirilmis olan yuvarlak öğütücüye gönderilir. Kömürün içerisinde bulunan veya etrafını çevreleyen metal parçacıklarının ayrıstırılması için kömür tekrar öğütülüp elenmektedir. Materyal tatmin edici bir büyüklüğe kadar küçültüldükten sonra sonra, hava basıncıyla çalısan bir elekten geçirilir. Buradan hava basıncıyla çalısan santrifüje tasınır. Hava basıncıyla çalısan santrifüjün içerisinde dönen havanın vasıtasıyla, karbon ve metaller santrifüjün dıs duvarlarına çarparlar. Fakat karbon ve metallerin aralarındaki yoğunluk farkından dolayı, karbon merkezde kalır ve bir konveyor vasıtasıyla dısarı alınır. Ağır metaller santrifüjün altında birikir ve çok az bir yüzde ile karbon ihtiva ederler. Fakat esas temiz, saf karbon filtre yardımıyla geri kazanılır.

Ayrıstırmanın Sonuçları

1.Yüzde yüz saflıkta temiz odun kömürü elde edilmistir.
2.Saf odun kömürü kül olusturmaz.
3.Kalori değeri 6500 kcal/kg olarak hesaplanmıstır.
4.Bu odun kömürü saflığından ve homojen yapısından dolayı, ağır sanayi
endüstrilerinde enjeksiyon için rahatlıkla kullanılabilir.
5.Elde edilen odun kömürü sistemde kullanılan hizmet ömrü bitmis olan
emprenyeli ağaç malzemenin kütlesinin %25’ i kadardır.
6.Elde edilen temel atık ise hizmet ömrü bitmis olan emprenyeli ağaç
malzemenin kütlesinin % 3’ü kadardır.

7. Sonuçlar

Emprenye maddeleri odun yapısı ile reaksiyona girerek veya çökelerek oduna bağlanmakta (fiksasyon), böylece yıkanmaya karşı dirençli hale gelmektedir. Ayrıca basınçlı emprenye yöntemleri emprenye maddesinin odunun hücre çeperlerine ve bosluklarına derinlemesine nüfuzunu sağlamakla yıkanmasını güçlestirmektedir. Bu etkili ve yıkanmaya dirençli emprenye işlemlerine istinaden çesitli çevresel kuruluslar (EPA, RCRA) bilimsel çalışmalarıyla toplum üzerindeki olumsuz kanının kayda değer olmadığını ortaya koymuslardır. Emprenye maddelerinin içerisindeki zehirlilik etkisine sahip ağır metallerin belirlenen tolerans limitleri içerisinde kullanımında canlı yasamına zararlı bir etkisinin olmadığını belirtmislerdir.

Diğer taraftan yapılan çesitli araştırmalar emprenyeli ahşap malzemenin hizmet ömrü bittikten sonra katı atık olarak ortaya çıktığında doğacak zararlarına dikkat çekmetdedirler. İlkel yok etme yöntemleri ile kontrolsüz işlem ve kullanımların çevresel zararlara yol açabileceği uyarısında bulunmaktadırlar. Odun koruyucu kimyasallar içeren atık ahşap malzeme çevre ve insan sağlığını tehdit edebilecek toksik kimyasallar içerdiğinden sıradan bir atık olarak görülmemelidir. Emprenye edilmis odunlar üzerinde kullanım emniyeti hakkında bilgi veren etiketlerin mutlaka bulundurulması gerekmektedir. Normal atık sınıflamasına girmeyen emprenyeli ahşap malzemenin tekrar değerlendirilmesinde malzemelerin bir önceki kullanımına ait dokümanları içerecek sekilde tüketici bilgi formu ve ürün kullanım kılavuzu ile birlikte alıcılara sunulması gerekmektedir. Emprenye edilmis ağaç malzeme bilgi formu ve kılavuzu ile birlikte çitlerde, istinat duvarlarında, peyzaj uygulamalarında, piknik masalarında, güvertelerde, iskelelerde ve benzeri alanlarda tekrar kullanılabilir.

Ülkemizde halen hizmet ömrünü tamamlamıs atık telefon direkleri çesitli ihaleler ile halka satılmaktadır. Bu emprenyeli ahşap malzemelerin içerdikleri kimyasallar ve çevresel tehditleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan alıcılar bu malzemeleri yeniden boyutlandırıp, ihtiyaçlarına göre değerlendirmekte hatta  yakıt olarak dahi kullanmaktadır. Bu konuda ülkemizde acil olarak yerel ve ulusal düzenlemelerin yapılarak gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.

kaynak: Selim SEN, Mesut YALÇIN

Kaynaklar
Abumaizar, R.J., Smith, E.H. 1999. Heavy metal contaminants removal by
soil washing. Journal of Hazardous Materials, B 70:71-86
Anonim 2006. Atık Türleri, Atık çevre yönetmeliği 30-31
Anonymous 2007. RCRA (Resource Conservation and Recovery Act), TCLP
(Toxicity Characteristic Leaching Procedure ), Ohio, USA
Anonymous 2008. Origen Biomedical, Arsenic and CCA Pressure-Treated
Wood, 2525-Hartford, Rd. Austin, Texas, USA

Anonymous 2009a. http://www.chartherm.com
Anonymous 2009b. http://www.eoearth.org/article/Arsenic Use in the United
States
Bozkurt, Y., Göker, Y., Erdin, N., 1993. Emprenye Tekniği, ĐÜ Yayınları,
ISSN: 3779/425, 429 s.
Bumpus, JA., Tien, M., Wright, D., Aust, SD., 1985. Oxidation of persist
environmental pollutants by a white-rot fungus. Science 228., 1434.
Cooper, PA., 2003. A review of issues and technical options for managing
spent CCA treated wood. Presented at American wood preservation
association annual meeting, Boston
Corpit, R.A. 1971. The wood preservation industry’s water pollution control
responsibility in Georgia and Neighboring states In: Proceeding of
conference on pollution Control in the Wood–preserving industry (W.S.
Thompson, ed.).Mississippi State Univ., State College.19-35,.
Duncal, CG., Deveral, FJ., 1964. Degradation of wood preservatives by fungi .
Apll. Microbiol. 12, 57-62.
Engür, MO., Kartal, SN. 2001. Orman ürünleri endüstrisinde çevre kirliliği ve
kontrolu, ĐÜ Orman Fakültesi Dergisi, Seri B. S1 (2), 43-52.
Felton, CC., De Groot. RC. 1996. The Recycling Potential of Preservative
Treated Wood. Forest Products Journal 46-7/8, 37-46
Huang, C., Cooper, PA. 2000. Cement-bonded particleboards using CCAtreated
wood removed from service. Forest Products Journal; 50: 49-56.
Kartal, N., 1996. Günümüzde kullanımı önem kazanan emprenye maddeleri,
ĐÜ Orman Fakültesi,”Bahçeköy, Đstanbul.
Kartal, SN., Clausen, CA., 2001. Leachability and decay resistance of
particleboard made from acid extracted and bioremediated CCA-treated
wood. International Biodeterioration and Biodegradation. 47, 183-191.
Kartal, SN, Engür, MO, Köse, C., 2006. Emprenye maddeleri ve emprenye
edilmis ağaç malzeme ile ilgili çevre problemleri, ĐÜ Orman Fakültesi
Dergisi, 56(1), 17-23.
Kartal, SN., Kantay, R., 2006. Emprenye maddelerinin piknik masaları ve
çocuk oyun oyun alanı elemanlarında kullanımı, ĐÜ Orman Fakültesi
Dergisi, 56(2), 43-51.
Lebow, ST., 2004. Alternatives to chromated copper arsenate (CCA) fpr
residental construction. In: Proceedings of Environmental Impacts of
preservative treated wood Conference, Orlando,USA.
Michael, AK., 1998. Using Treated Wood Around The Garden, Center for
Environmental Toxicology, Michigan State University, USA
Schroeder, HA., 2008. Scientists Endorse CCA Treated Wood as
Environmentally Responsible, Dartmouth Medical School, Canada
Sen, S., 2001. Bitki Fenollerinin Odun Koruma Etkinliklerinin Belirlenmesi,
ZKÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, Doktora tezi, 300 s., Zonguldak

Sen, S., Hafızoğlu, H., 2001. Ahsap Korumada Kullanılan Bazı Kimyasalların
Çevreye Etkileri, Ulusal Sanayi – Çevre Sempozyumu ve Sergisi, 753-
759, Mersin.
Taylor, A., Cooper, PA., Ung, YT. 2001. Effects of deck washes and
brighteners on the leaching of CCA components. Forest Products
Journal, 51: 69-72
Thomas, RAP., Lawlor, K., Bailey, M., Macaskie, L.E. 1998. Biodegradation
metal-EDTA complexes by an enriched microbial population. Applied
and Environmental Microbiology, 64:1319-22.
USEPA (United States Environmental Protection Agency), 2002. Whitman
Announces Transition from Consumer Use of Treated Wood Containing
Arsenic. Headquarters Press Release..
USEPA (United States Environmental Protection Agency), 2003. A
Probabilistic Risk Assessment for Children Who Contact CCA-Treated
Play sets and Decks. Draft Preliminary Report. Office of Pesticide
Programs, Antimicrobials Divisi

 

 

 

 

 

Hizmet Ömrünü Tamamlamış Emprenyeli Ağaç Malzemenin Çevresel Tehditleri ve Geri Dönüşüm Prosesleri-1

Ağaç malzeme kullanım yerindeki ömrünü uzatmak amacıyla çeşitli ahşap koruyucu maddelerle işleme tabi tutulmaktadır. Ahşap emprenyesinde kullanılan koruyucu maddelerin insan ve çevre sağlığı üzerindeki muhtemel zararları halen tartışılmaktadır. Fakat asıl sorun hizmet ömrü sona ermiş, toksik kimyasallar ve ağır metal içeren tuzlar ile emprenyeli ahşap malzemelerin değerlendirilmesi konusudur. Gelişmiş ülkelerde bir takım geri dönüşüm prosesleri uygulanıp çevresel tehdidi olabilen metal tuzları %100’e yakın oranda geri kazanıldıktan sonra ahşap malzeme çeşitli endüstri kollarında yakılarak değerlendirilmektedir. Türkiye’de ise hizmet ömrü bitmiş ahşap malzeme, geri dönüşüm işlemleri yapılmadan, farklı kullanım yerlerinde değerlendirilmek üzere tekrar kullanıma sunulmaktadır. Emprenye edilmiş ahşap malzeme yakıldığında serbest hale gelen metal tuzları su kaynakları ve toprağa karışarak çevresel tehdit oluşturabildiğinden birçok ülkede yakılması yasaklanmıştır. Bu çalışmada hizmet ömrü bitmiş emprenyeli ahşabın geri dönüşüm prosesleri ve bu malzemelerin insan ve çevre sağlığına zarar vermeden nasıl değerlendirilebileceği konusunda bilgiler verilmiştir.

1.Giriş

Ahşap malzemenin kullanım yerindeki zararlı biyotik ve abiyotik etkenlere karşı ömrünü uzatmak için çeşitli koruma işlemleri uygulanmaktadır. En eski devirlerden beri ahşabın odun katranı ile ya da yüzeyinin kömürleştirilmesi ile korunduğuna dair çeşitli bulgular mevcuttur. Emprenyeli ahşap malzeme genel olarak telefon direkleri, çitler, demiryolu traversleri, maden ocakları, binalar, seralar, ambalaj sandıklarında kullanılmakla beraber, ahşap kütük evlerde, çocuk oyun alanlarında, piknik masalarında, güverte, rıhtım, ve kaldırımlar gibi çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Metal tuzları içeren kimyasal maddeler ile emprenye edilen ahşap açık hava şartlarında uzun yıllar biyolojik bozunmaya uğramadan sağlam olarak kullanılabilmektedir. Örneğin; bakır krom arsenik (CCA) ile emprenye edilen bir ağaç malzeme açık hava şartlarında 30 yıl, kreozot ile muamele edilen bir travers demiryollarında 25 yıl rahatlıkla kullanılmaktadır (Bozkurt ve ark, 1993).

Ülkelerin hızlı kalkınma süreçlerinde gittikçe artan demiryolu traversleri, telefon ve elektrik direkleri ihtiyacının giderilmesi için yüksek miktarlarda emprenyeli ahşap üretimi gerçekleştirilmektedir. Çürüme riski yüksek olan kullanım yerindeki biyolojik degradasyona karşı emprenye edilerek korunmuş ağaç malzemenin bazı durumlarda çevreye ve diğer canlılara da zararı olabilmektedir. Son yıllarda emprenye maddelerinin kullanımı bazı çevreci kuruluşlar tarafından baskı altında tutulmaktadır (Kartal ve Kantay, 2006).

Odun koruma alanında son 30 yıldaki araştırmalarda çevreye daha az zararlı, etkinliği daha uzun süreli ve çevresel endişeleri minimuma indirecek emprenye maddeleri ve yöntemlerine önem verilmiştir. Emprenye maddelerinin etkin, sürekli ve ekonomik olması ile birlikte insan ve sıcakkanlı hayvanlar için güvenli olması kriteri başta gelmektedir. Bu nedenle yeni geliştirilen koruyucuların geleneksel sistemlere oranla insanlara ve çevreye çok daha az toksik özellikte olması istenmektedir. Hizmet ömrünü tamamlamış ahşap malzemelerin içerdikleri kimyasal maddelere göre çevresel tehditleri de değişiklik göstermektedir. Bu ürünlerin toprağa gömülmesi kanunlar esnek olduğu sürece en ucuz yoldur. Enerji üretiminde değerlendirilmeleri de bu ürünlerin geri dönüşümü için bir seçenektir fakat içerdikleri kimyasallar bu alanda kullanımlarını sınırlamaktadır (Engür ve Kartal, 2001).

2. Odun Koruyucu Kimyasal Maddeler

Odun koruyucu kimyasal maddeler genel olarak su esaslı, organik esaslı ve yağlı emprenye maddeleri olmak üzere 3 gruba ayrılmaktadır. Bu emprenye maddelerinin toprak temaslı uygulama yerlerinde, açık hava şartlarında ve su içerisindeki kullanım yerlerinde ağaç malzemeye uygulanması önerilmektedir (Kartal ve ark, 2006). Suda çözünen emprenye maddeleri inorganik kimyasallar olup, bakır, krom, arsenik, çinko, potasyum, sodyum, bor gibi metallerin tuzlarıdır. Ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılan bazı emprenye maddeleri CCA (bakır krom arsenik), CCB (bakır krom bor), ACZA (amonyaklı bakır çinko arsenik), CC (amonyaklı bakır sitrat), ACQ (bakır quat), CBA (bakır azol), CDDC (bakır dimetilditiyokarbamet) gibi kimyasallardır. Suda çözündürülerek uygulanan bu metal tuzları, emprenye işlemi sonucunda odun yapısı ile reaksiyona girerek ya da çökelme ile oduna bağlanarak yıkanmaya karşı dirençli hale getirilmektedir (Kartal ve ark. 2006).

Emprenye endüstrisinde en fazla kullanılan koruyucular arasında yağlı emprenye maddeleri de geniş yer tutmaktadır. Bunlar içerisinde maden kömürünün destilasyonu ile elde edilen kreozot 17. yüzyılın sonlarından beri kullanılmaktadır. Ağır bir kokusu olan kreozot kapalı yerler için uygun olmayıp genellikle açık alanlarda kullanılan ağaç malzemenin emprenyesinde kullanılır. Organik çözücülü emprenye maddeleri olarak bakır naftanet, çinko naftanet, pentaklorofenol, tributiltinoksit gibi maddeler en çok bilinenlerdendir. Özel amaçlar için kullanılan emprenye maddeleri ise ağaç malzemede renklenmeyi, ardaklanmayı, yanmayı önleyici ve fiziksel ve kimyasal etkenlere karşı koruyucu etkisi olan emprenye maddeleri olarak kullanılmaktadır. Günümüze kadar yoğun olarak kullanılmış olan emprenye maddeleri ve sistemlerinin yıllara göre özet bir listesi Çizelge 1’de verilmiştir (Kartal, 1996).

Çizelge 1. Günümüze kadar kullanılmış emprenye maddeleri ve yöntemleri

Yıllar        Emprenye sistemi ve metotlar
1681 Kreozot
1838 Kreozot / Bethell Dolu hücre metodu
1902 Kreozot / Rueping Boş hücre metodu
1906 Kreozot / Lowry boş hücre metodu
1928 ACC (Asid bakır kromat)
1931 PCP (Pentaklorofenol)
1933 CCA (Bakır krom arsenik)
1939 ACA (Amonyaklı bakır arsenik)
1950 Bor bileşikleri / Daldırma ve difüzyon metotları
1960 Organik çözücülü emprenye maddeleri / vakum metotları
1980 Alkil amonyum bileşikleri
1990 Arsenik ve krom içermeyen emprenye maddeleri

Yeni geliştirilen emprenye tuzları arasında bor bileşikleri, alkil amonyum bileşikleri (quatlar), bakır bazlı sistemler; ayrıca yağlı emprenye maddelerinden izotiazolon, klorotalonil, tiazol, karbamet, triazol, bakır naftenat ve oxine bakır bulunmaktadır (Kartal, 1996). Ahşap koruma endüstrisinde içerisinde ağır metaller, pentaklorofenol, lindan ve kreozot bulunduran ahşap malzeme çeşitli Avrupa ülkeleri standartlarında (EEC, DIS) tehlikeli atıklar olarak sınıflandırılmış ve biomass kategorisine dahil edilmemiştir.

3. Kimyasalların Ahşaptan Serbest Hale Gelmesi ve Çevresel Tehditleri

Ahşap malzemeye emprenye edilen kimyasal koruyucular çeşitli yollarla serbest hale gelebilmektedir. Bunlar genelde aşağıdaki yollarla olabilmektedir;

• Odun yakıldığında küllerle birlikte metal tuzları toprağa ve yeraltı sularına karışabilmektedir.

• Çeşitli dış hava koşullarının etkisi ile yıkanan kimyasal maddeler odundan uzaklaşarak toprağa karışabilmektedir.

• Mekanik aşınmalar, biçme, kesme ve planyalama sonucu oluşan odun tozları ile birlikte ortaya çıkmaktadır. Ayrıca rutubetli ahşap malzemeden direk temas ile geçmesi de mümkün olabilmektedir (Anon, 2008).

a. Yanma: Emprenyeli odun içindeki metal tuzları kimyasal bağlarla tutulmaktadır. Ağaç malzemenin yakılmasıyla ağır metaller serbest kalmaktadır. Örneğin CCA ile emprenye edilmiş tek bir telefon direği 27 gram arsenik içermektedir. Bu miktar 250 yetişkin insanı öldürmeye yetecek bir miktardır. Tek bir kaşık CCA’ lı odun külündeki arsenik öldürücü bir doz içermektedir. Daha da kötüsü arseniğin belirgin bir tadı ve kokusu bulunmadığından temas ya da diğer yollar ile vücuda alınması anlaşılamamaktadır. Yanma ile ortaya çıkan arsenik külü ve gazlarının zehirliliği bilindiğinden dünyada 50’den fazla ülkede CCA ile emprenye edilmiş ahşap malzemenin yakılması yasaklanmıştır (Anon, 2008).

b. Yıkanma etkisi ile uzaklaşma: Bakır, krom, arsenik, çinko ve kalay gibi metal tuzları ahşap malzemenin yapısına çok iyi tutundurulsa da uzun süre ıslak ortam, akarsu veya yağmur etkisinde kalan ağaç malzemeden bu kimyasallar yıkanarak uzaklaşabilmektedir. Şen (2001); çalışmada nemli topraklara ve yağmurlu iklime sahip bahçelerde toprak ile temasta 18 ay süreyle denemeye tabi tuttuğu 30x2x2 cm boyutlarındaki ahşap çıtalarda CCA’nın % 2. 4 oranında yıkandığını tespit etmiştir.

d. Direk Temas: Arsenik içeren koruyucular ile muamele edilmiş çocuk oyun alanlarında kullanılan ahşap malzeme ve toprak ile temas eden çocuklar üzerinde de birtakım riskler olabileceği bazı çalışmalar ile belirtilmiştir. Michael (1998); bahsedilen oyun alanlarında odun ve kum ile direk temas sağlayan çocukların ellerine günlük 7 mikrogram arseniğin bulaşmasının teorik olarak mümkün olabildiği belirtilmiştir.

e. Asit Etkisi: Connecticut Agricultural Experiment Station (CAES) tarafından yapılan bir çalışmada CCA ile muamele edilen eski güverteler altında ortalama 76 ppm arsenik konsantrasyonu tespit edilmiştir. Bu miktar 3 ppm’den 350 ppm’e kadar çıkmakta ancak müsaade edilen oran sadece 10 ppm kadardır. Asit yağmurlarının etkisiyle emprenyeli ahşap güvertelerden arseniğin yıkanıp serbest hale gelmesinin daha hızlı olduğu belirlenmiştir (Michael, 1998).

Arsenik tuzları, klorlu ve fenollu bileşenler gıdalardan ve zemin sularından da insan vücuduna yol bulabilmektedir. CCA külü içindeki arsenik toprak içinde yağmur suları ile yıkanarak su kaynaklarına karışabilmekte, insan derisine temas ettiğinde absorbe edilebilmektedir. 1 gram arseniğin 1/20’si iki aylık bir periyodun üzerinde biriktiğinde ölüme yol açabilmektedir. Su içinde EPA (Enviromental Protection Agency) tarafından belirlenen limit 50 ppb ve oturulan yerlerde önerilen miktar 2 ppb kadardır (Anon, 2008).

Pentaklorofenol emprenye maddesi olarak yıllarca kullanılmış son derece zehirli bir kimyasal madde olup insan derisinden absorbe edilebilmektedir. Klordan dolayı oluşan şiddetli karaciğer tahribatına neden olabilmektedir. Đnsan vücudunda toksin birikmesine ve kansere neden olabilmektedir.

Ekonomik, kullanışlı ve çok zehirli olmalarından dolayı 1980’lere kadar klorlu ve florlu bileşenler (pentaklorfenol), 2000 yılına kadar da bakır krom arsenik (CCA) 70 yıla yakın süre kullanılmışlardır. Dünyada en fazla emprenye maddesi kullanan ülkelerden biri olan ABD’nin odun koruma endüstrisinde 2000 yılına kadar CCA kullanma miktarları Şekil 1’de gösterilmektedir. Emprenyeli ahşap malzemenin hizmet ömrünü tamamladığında ağır metaller içeren malzemenin çevresel tehditlerinin ortaya çıkmasıyla gelişmiş ülkelerin çoğunda bu odun koruyucuların kullanımı kısıtlanmış, hizmet ömrü bittiğinde yakılması ve toprağa gömülmesi yasaklamıştır. Bir takım geri dönüşüm prosesleri ile kimyasal koruyucu ağır metal tuzları ahşap malzemeden geri kazanılarak çeşitli endüstrilerde tekrar kullanılmaya uygun hale getirilmektedir (Anon, 2009a).

emprenyesekil1

kaynak: Selim ŞEN , Mesut YALÇIN/ Ormancılık Dergisi

PEYZAJ TASARIMINA SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK KAVRAMININ ENTEGRASYONU

Çağdaş peyzaj tasarımı, değişen yaşam biçimleri, kaynak değerlerinin korunması, artan nüfus ve bozulan çevre koşullarına adapte olma yolunda kapsamını geliştirerek yeni kavramları gündeme taşımaktadır. Bu bağlamda 21. yüzyıl peyzaj tasarımlarında sürdürülebilirlik ve çevresel koruma politikaları çok önemli bir yer teşkil etmektedir. Peyzaj projelerinde sürdürülebilirlik, tasarım ve planlama alanında birçok yenilikçi yaklaşım için itici bir güç olmakta, dolayısı ile peyzaj mimarları projelerinde sürdürülebilir ilkeleri dikkate almaktadır. Bahçeden, kente, kentten doğa restorasyonuna kadar uzanan çok geniş alanda hizmet sunan peyzaj mimarlığında sürdürülebilir ilkeler dikkate alınarak konut ve yakın çevresinin tasarlanması bu bağlamda büyük önem arz etmektedir.

Doğa bilimlerinden mimarlığa, mühendisliğe, şehir ve bölge planlamaya ve güzel sanatlara kadar birçok disiplinde olduğu gibi peyzaj mimarlığının da temelinde tasarlama eylemi yatmaktadır. Bu bağlamda tasarımın ne olduğunun iyi kavranması ve öneminin anlaşılması gerekmektedir. Tasarım en genel tanımıyla herhangi bir şeyin biçimini zihinde canlandırıp kaleme alınabilecek ilk şeklini veya modelini hazırlamaktır. Nesnel gerçeklik ile doğrudan ilişkisi bulunmayan tasarım, algı ile kavram arasında bir bağlama aracıdır. Başka bir ifadeyle tasarım amaca yönelik düşünsel bir üretimdir. Tasarımın başarısı tasarımcının tasarım öğelerini (çizgi, form, renk, doku) ve ilkelerini (birlik, oran, ölçek, uyum, denge, simetri, ritim, zıtlık) ne derece etkin kullandığıyla yakın
ilişkilidir.

Çevrenin en iyi ne şekilde kullanılacağı konusunda ipuçları veren ve yol gösteren peyzaj tasarımında ise temel hedef peyzajları ve mekânları oluşturma ve değiştirme bağlamında; ekolojik, teknik, sanatsal ve estetik kriterler göz önüne alınarak fiziksel stratejiler ve biçimler oluşturmak, bitkisel tasarım ile insan ve çevresi arasında sürdürülebilir alışverişi temin etmektir.

Tarihsel süreçte, peyzaj ve çevre tasarımı, prehistorik devirlerde insanoğlunun kendine yaşama mekânı hazırlama gayesi ile tabiat içine yerleşerek çevresini ihtiyaçlarına göre kullanması ile başlamıştır. İnsanlığın doğuşu ile başlayan çok küçük ölçekteki peyzaj tasarımı (bahçe düzenlemesi) ise toplumsal yerleşmelerin artışı ile bilgisiz ve aşırı kullanımın çevresel yıkıma neden olması sonucunda yerini daha geniş ölçekli peyzaj tasarımlarına bırakmıştır. Tarihi devirlerde bilinçli bahçe düzenlemesine ilk defa Mısır, Mezopotamya, İran, Çin gibi doğu ülkelerinde rastlanmış, 17. yüzyılın Barok üslubunu benimseyen peyzaj mimarları doğal topografyayı insan yapısı bir geometrik düzene kavuşturmuş, 18. yüzyıldan itibaren İngiltere’de ortaya çıkan naturalistik bahçeler ise romantik muhalefetin ürünü olarak, açık alanı insan eliyle doğayı taklit eden bir biçimde düzenlemeye yönelmiştir. Türklerde ise tarihsel süreç içerisinde bahçe tasarımında kültür belirleyici bir unsur olmuş, toplumsal olaylardan felsefi ve dini yaklaşımlara
kadar çeşitli akımlardan etkilenen somut bir kültürel bileşen haline gelmiştir. Türklerin göçebelik döneminde doğa ile olan ilişkileri, yaylaklar ve kışlaklar sayesinde kurulmuş ve buralar Türkler için bahçe haline gelmiştir. Anadolu’ya yerleşerek sürekli devletler kurduklarında ise göçebelik kavramı ortadan kalkmış, 10. yüzyılda Türklerin bir kolunun İslam dinini kabul etmesiyle de doğa ve bahçe anlayışı yeni bir boyut kazanmıştır. Örneğin, doğu felsefesinde yer alan ve daha sonra dinsel inanç düzeyine yükselen “Cennet Bahçesi” düşüncesi bu ilişkiler içinde belki de en anlamlı ve somut olanı olarak nitelendirilebilir. Nitekim İslam dini Kur’an’da “Cennet Bahçeleri”ni tanımlamakta ve bu konuda özendirici uyarılarda bulunmaktadır. Kuşkusuz bu mesajların dünyada cenneti andıran bahçeler oluşturulmasına katkısı büyüktür. Türk yaşam biçimi ve birikiminin zaman boyutunda mekâna yansımasının en güzel örneklerini oluşturan Türk bahçeleri, Orta Asya’dan günümüze uzanan bir kültür köprüsüdür. Farklı dönemlerde yapılan bahçelerin o dönemin siyasi, sosyal, kültürel, dini, geleneksel ve ekonomik göstergelerinin bileşeni durumunda olduğu, bu bağlamda özellikle tarihçiler ve sosyologlar açısından bir hazine niteliği taşıdığı da unutulmamalıdır.

Peyzaj tasarımındaki bu tarihsel gelişim süreci, çevre kirliliğinin artışı, hammadde kaynaklarının tükenmesi, doğanın kendini yenileyemez oluşu vb. etkenlerden dolayı sürdürülebilirlik kavramı ile ilişkilendirilerek peyzaj mimarlığı disiplininin ana konularından biri olarak devam ettirilmiştir. Peyzaj mimarlığı doğa, planlama ve tasarım kavramlarını sistematik bir yapı içinde inceleyen; sanat, bilim, mühendislik ve teknolojiyi bir araya getirerek, alan kullanım kararlarına yönelik olarak, doğal ve kültürel kaynakların doğru biçimde değerlendirilerek, ekolojik-ekonomik-işlevsel, dolayısıyla sürdürülebilir olarak planlanması, yönetimi ve alan tasarımı ile uğraşan bir meslek disiplinidir. Bu çerçeveden baktığımızda sürdürülebilir kentlerin kaçınılmazları olan, çevre koruması, ekosistem ve kaynakların analizleri ve yönetimi, kırsal ve kentsel mekânların planlanması, çevresel etki değerlendirme çalışmalarının koordinasyonu, rekreasyonel alanların, kültürel alanların, kentsel açık mekânların, yaya bölgelerinin, karayolları,
endüstriyel ve tarım alanlarının planlama ve tasarımları ile alan kullanım kararlarına yönelik tüm çalışmaların, peyzaj mimarlarının görevleri arasında olduğu görülmektedir.

Bir peyzaj mimarı tasarım eylemine başlamadan önce sorunu ve buna bağlı olarak amacını iyi tanımlamalı ve amaca yönelik tasarım süreçlerini (ihtiyaç programının belirlenmesi, fizibilite etüdü, ön tasarım ve detaylı tasarım) en iyi şekilde yerine getirmeli, sürdürülebilirlik bağlamında tasarımını ele almalıdır. İşte bu noktada sorun, amaç, analiz, eskiz ve son ürün konusunda peyzaj mimarlığı öğrencilerine yön vermek amacı ile atölye çalışmaları üniversitelerin peyzaj mimarlığı bölümlerinde sürdürülmektedir.

Peyzaj mimarlığı tasarım eğitiminde gerçekleştirilen atölye çalışmalarının birincil hedefi ortaya konan herhangi bir tasarım sorununu çözmek ve bunu çözerken hedefler paralelinde çeşitli yöntemler geliştirmek ve bunların uygulanmasını sağlamaktır. Bu yöntemlerden birisi olan ve tasarımcı için bir başlangıç noktası sayılabilecek kavramsal yaklaşım, öğrencilerin temel çerçeveyi ve felsefeyi oluşturmasında yardımcı olmaktadır. Bu nedenle ilk olarak öğrencilerin eğitiminin ilk aşamalarında kavram geliştirmeye yönelik becerilerinin artırılması gerekmektedir. Kavramsal yaklaşım yöntemi bir düşüncenin bir hareket noktasının yaratılması ve bunun biçimle ortaya konulması olarak bilinir.

Tasarım Süreçleri

Tasarlama eylemi, ortaya konan problemin ilk aşamasından tamamlanma sürecine kadar aktif olan ve bu edim sırasında kullanılan araçsal eylem düzeninin adıdır. Esasında tasarlama eylemi, fiziksel çevremizde oluşturulan her türlü değişimi kapsamaktadır. Tasarımı yapan kişi olarak tasarımcı ise bir düşünme eyleminin parçası, hatta esas aktör olarak rol oynar.

Bir problemi belirleme ve onu çözüme ulaştırma işi olarak tasarım; içerisinde tespit, çözümleme ve düşünme gibi süreçleri barındırır. Öğrenilerek alınan bilgiler, zihinde oluşturduğu değişiklik ile yeni bilgi birikimleri ortaya koyar.Yeni bilgi senteziyle de tasarım problemi adeta kurgusal bir nitelik kazanarak, karmaşık ilişkiler strüktürünün bir basamağı haline gelir. Tam da bu nedenle ‘her tasarlama problemi kendi kişiliğine sahiptir’ denilebilir.

Bundan sonraki süreçte ise tasarlama aşamaları şekillenir. Bu aşamalar; bilgilerin elde edilmesi, probleme uygun olarak eldeki verilerin yorumlanması, tasarımcının karar verme yetisi ve tasarlama eylemi sonucunda elde edilen ürünün nasıl etkilere maruz kaldığının belirlenmesi, şeklinde yorumlanabilir. Yani tasarım süreci bir gereksinimin farkına varılması ile başlar, çalışmaya yönelik bir araştırma süreci ile devam eder, değerlendirme-yorumlama aşamasının ardından alınan cevapların kabul görme süreci ile sonlanır.

İhtiyaç programının 
belirlenmesi                                 Fizibilite Etüdü         →      Ön Tasarım           →     Detaylı    Tasarım

  • İhtiyaç Programının Belirlenmesi: Her tasarım süreci belirli istekler doğrultusunda şekillenir. Kullanıcı taleplerine ve tasarımcının öngörülerine bağlı olarak şekillenen ihtiyaç programı, mevcut durum ve imkanları gözetir. Bu aşamada bilimsel yazın çalışmalarından, görüşme ve anket tekniklerinden, görsel belgeler ve literatür çalışmalarından yararlanılır.
  • Fizibilite Etüdü: Bir projenin ekonomik potansiyelini ve pratikte uygulanabilirliğini belirlemek amacıyla teknik, finansal ve ekonomik verilerin araştırılma yöntemini oluşturur. Tasarım düşüncesinin eyleme dönüştürülmesinde gerekli olan bütçenin ve teknik altyapının, en etkin şekilde analiz edildiği süreçtir.
  • Ön Tasarım: Bu süreçte özellikle kavramsal yaklaşımlar ön plana çıkar. Kavram ve işlev arasındaki ilişkiler araştırılarak işlev şemaları oluşturulur. İşlev şemaları ile kavramsal çalışmaların bir anlamda buluştuğu tasarım düzlemi aşamasıdır. Fikirler ve buna bağlı yapılan analizlerin netleştiği, hatta somut dokümanlara dönüştüğü bu evrede fonksiyon ile birlikte estetik, biçim, renk, malzeme gibi kriterler tasarım sürecine eklemlenmiş olur. 
  • Detaylı Tasarım: Ön tasarım sonrası şekillenen projenin tüm yönleri ile detaylandırılmasını içeren süreçtir. Tüm mimari çizim detayları, kullanılan malzemeler, bitki seçimi ve bitkilendirme projeleri, gerçek ölçüleri ile detaylandırılarak nihai tasarıma ulaşılır. Bu anlamda bu aşama, projenin uygulanabilir hale geldiği süreçtir.

Tüm tasarlama süreçleri göz önünde alındığında kavramsal ve biçimsel yaklaşımın, tasarımın her aşamasında etkili olduğu görülmektedir. Bu noktada biçim ve kavram ilişkisi üzerine biraz daha eğilmek gerekir. Biçim, tasarımın her aşamasında mekânın fizikileştirilmesinde simgesel olarak rol alır. Formun biçimlenmesinde de kavramsal yaklaşımın ve eldeki programın önemi yadsınamaz.

Tasarımcı, tasarım sürecinde önce mekânsal özellikleri kavramaya başlar, sonrasında da mekânı fizikileştirir. Dolayısıyla biçimlendirmeye bağlı ve biçimden alınan bilgiler; hem semantik hem de sentaktik açıdan önemli girdileri oluşturur. Bu noktada bilginin kontrolü, bir tasarım stratejisi olarak gündemdedir.

Biçimsel ve kavramsal yaklaşım ikilisinin stratejileri farklı aşamalardan geçebildiği gibi kendi içlerinde de farklılık gösterebilir.

1. Biçim-program ilişkisi: Biçim ile program arasında biçimi birebir etkileyecek olan ilişki ilişkisi vardır veya yoktur olarak oluşan, hatta olgunlaşan düşünceleri içerir.

2. Örüntü ilişkisi: Bazı ilişkilerin mekânsal geometrisini bularak, yani bir örüntü oluşturarak tasarımsal ilişkileri fiziki ortama yansıtmayı sağlar.

3. Tipolojik ilişki: İşlev ve biçim arasındaki ilişkilerin analizinden kaynaklı, tip ve mekânsal/biçimsel tipleri analizi esas alan tipolojik çalışmalardır.

4. Biçim-söylem ilişkisi: Biçimi oluşturan ve tasarımın arka planında yatan kuramsal söylem ile mekânsal alt ilişki arasındaki, çoğunlukla gerilimli olan bir durumu belirtir.

5. Biçim-bilgi ilişkisi: Biçimlendirmenin bilgi içeriğini esas alan ilişkidir. Sentaktik (dizimsel) ve semantik (anlamsal) bilgi alışını içerir, farklı parametreleri ve değişkenleri barındırır.

6. Biçim-yorum ilişkisi: İdeolojik veya toplumsal bilgi içeriğini veya değer yargılarını mekânsal düzlemde yorumlama sürecidir.

7. Biçim karşıtı-biçim ilişkisi: Çoğunlukla tasarım stratejisinin, tasarım alanına yansıtılması ile oluşan soyut tekniği belirten ilişkidir. Bu ilişkide, biçim karşıtı biçimler üretmek bir strateji olarak ele alınabilir.

Sürdürülebilirlik Açısından Peyzaj Tasarımlarının Değerlendirilme Kriterleri

Günümüzün en önemli kavramlarından biri olan sürdürülebilirlik, devamlılık arz eden toplumsal, ekonomik veya ekolojik herhangi bir sistemin fonksiyonlarının kullanılan kaynakları bozmadan ve tüketmeden aralıksız olarak devam etmesini öngören, yüksek verimliliği hedefleyen anahtar bir kavramdır. Bu bağlamda çevresel tasarımla ilgilenen disiplinlerin tümü kentlerin sürdürülebilirliğinin sağlanmasında aşağıdaki kriterler çerçevesinde hareket etmelidir.

  • Mikroklimatik Verilerin Etkin Şekilde Kullanımı: Güneşlenme, rüzgar yönleri, ısı, radyasyon gibi iklimsel veriler, planlamada, kentsel tasarımda, mimaride etkin ve enerji tasarrufu sağlayacak şekilde kullanılmalıdır.
  •  Enerji ve Maddesel Sakınım: Merkezi iş alanına ulaşmada, iç dolaşımında, merkezi iş alanlarının aydınlatma/ısıtma/ havalandırma vb. mikroklimatik ortamının (çevre/yapı ölçeklerinde) tasarlanmasında enerjinin minimum kullanımını sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Enerji ve Atıkların Geri Kazanılması: Merkezi iş alanları içinde kullanılan elektrik, güneş, doğal gaz vb. enerjinin geri dönüşümüne ilişkin teknolojiler kullanılmalı, atıklar (katı/sıvı çöp, katı sıvı biyolojik atıklar vb.) yerinde ayrıştırılmalı, geri kazanım teknolojileri kullanılmalıdır.
  •  Enerji ve Maddesel Kaynakların Geliştirilmesi: Güneş enerjisi yapıların ısıtılması, aydınlatılmasında; biomass enerji, elektrik, alkolle çalışan çevre dostu araçları merkezi iş alanlarında; atıklar ısınma ve yakıt için kullanılmalı; geri kazandırılabilir atıklar (kağıt, cam, metaller, kimyasallar vb.) ayrıştırma tesisi kurularak geri kazandırılmalı, alanda mevcut yapı stoğu ekonomik ömrü dolana kadar kullanılmalı, daha sonra malzemesinden azami ölçüde yararlanılmalıdır.
  • Topografik Verilerin Etkin Şekilde Kullanımı: Araziden kaynaklanan altyapı, üstyapı sorunları minimize edilmelidir. Jeolojik yapı, toprak kabiliyeti, ve yapı inşaat alanında yer alan verimli topraklar yeşil alanların içlerine taşınarak değerlendirilmelidir. 
  • Doğal Kaynakların Etkin Şekilde Kullanımı: Günümüzde mevcut bitki örtüsü, akarsu, flora, fauna vb. doğal kaynaklar değerlendirilerek geliştirilmelidir. Kişi başına düşen merkezi iş alanları için yeşil standartlar olabildiğince arttırılmalı, meydanlar/alanlar/yapı içlerindeki yeşil oranı yüksek tutulmalıdır. 
  •  Bitki Örtüsünün Değerlendirilmesi: Var olan bitki örtüsünün planlamada geliştirilerek kullanımı, yöreye özgü bitki türlerinin araştırılması, parklar, açık, kapalı mekânlarda kullanımıdır.

Yukarıda yer alan ilkelerden hareketle peyzaj tasarım projelerini sürdürülebilirlik açısından 6 başlık altında inceleyebiliriz. Bunlar;

  •  Su toplama sistemleri entegrasyonu
  •  Yenilebilir enerji kullanımı 
  •  Doğal kaynak ve malzeme kullanımı
  •  Bitki seçimi 
  • Permakültür (doğal bahçe) 
  • Streuobst yöntemi

Mevcut yağmur suyunu toprak altında filtreledikten sonra depolayan sistemler kullanılarak bahçenin sulanması, bahçelerde tasarlanan 3 boyutlu elemanların çatılarında kullanılan fotovoltaik panellerlede enerji üretimi, sert zeminlerde ve 3 boyutlu elemanlarda yöreye özgü doğal malzeme kullanılarak üretim, taşıma ve uygulama aşamalarında en az enerji tüketilerek taşıma esnasında çevreye verilen zararın minimuma indirgenmesi, organik tarım ve sürdürülebilir ormancılık çalışmaları olarak adlandırılan permakültür alanların kullanımıyla da besin üretimi sağlanarak sürdürülebilir peyzaja katkı, tasarlanan permakültür alanlarının ortalarına meyve ağaçlarının dikilmesi yöntemi olarak adlandırılan Streuobst yöntemiyle de meyve ağaçları vasıtasıyla kuş ve böceklerin ortama çekilmesi ile üretilen besinlerin kalitesi ve lezzetinin artırılması sürdürülebilirliğe katkı sağlamaktadır.

Yukarıda bahsedilenlerden hareketle, bu çalışmada peyzaj mimarlığı öğrencilerinin seçtikleri bir kavram doğrultusunda bir konut çevresini, kullanıcı ihtiyaçları ve sürdürülebilirlik ilkelerine göre açık ve yarı açık mekânların birim-bütün ilişkisi dikkate alınarak gerçekleştirdikleri atölye çalışmaları değerlendirilmekte, elde edilen kazanımlar aktarılmaktadır.

kaynak: Yalçın YAŞAR, Ertan DÜZGÜNEŞ/İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ SANAT VE TASARIM DERGİSİ/Cilt/Vol. 3 Sayı/No.7 (2013): 31-43

 

 

Selçuklu'da Ahşap Sanatı

Elini kullanmayı ve âlet yapmayı öğrenen insanın hayatın öznesi olmaya başlamasının öyküsüdür okumaya çalıştığımız. İnsanın doğal taşlarla beraber ilk eline aldığı malzeme olmuştur ahşap ya da ağaç. İlk olarak avı pişirmek ve ısınmak için ihtiyaç duyulan ağaç zamanla gündelik kullanım eşyasından mimariye geniş bir kullanım alanına sahip olmuştur.

İnsanlığın kültür tarihi içerisinde, deyimlerden masallara zengin bir anlam dünyasına sahip olan ağaç, bir kullanım malzemesi olarak Anadolu için de vazgeçilmezdir. Anadolu coğrafyasının hemen her zaman diliminde ve mekânında kullanılan ahşap Anadolu Selçuklu mimarisi için de vazgeçilmez bir malzemedir. Tarih boyunca ahşap malzemeyi hemen her yerde kullanan Türkler Anadolu’ya geldiklerinde bu zanaatı beraberlerinde getirmişlerdi. Büyük Selçukluların da ahşaba büyük önem verdikleri bilinmektedir. Ayrıca Karahanlılar döneminde Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divân-ı Lügati’t-Türk’de zengin bir ahşap kapı terminolojisi olduğu bilinmektedir. Anadolu Selçukluları ise İran ve Suriye üretimi ile Anadolu’nun zengin üretim atmosferini beraber değerlendirilmiştir.

Doğal koşullardan kolay etkilenen ve çabuk deforme olabilen ahşap malzemenin yapısal özelliği nedeniyle birçok ahşap üretimin günümüze kadar gelememiştir. Özellikle mimari eleman olarak kullanılan ahşap malzeme bu bozulmalardan daha fazla etkilenmiştir. Ahşap sütun, mihrab, kapı, sanduka gibi mimari elemanlarda sık tercih edilen bir malzeme olmuştur. Zaman içinde teknik ilerlemeyle birlikte malzemenin ömrünü arttırmanın yolları denenmiş ve kısmen başarılı sonuçlar elde edilmiştir.

Farklı kondisyonlarla günümüze ulaşabilmiş yapılar içerisinde Divriği Ulu Camii, Aksaray Ulu Camii, Konya Alâeddin Camii, Ankara Alâeddin Camii, Ankara Arslanhane Camii ve benzer dönem yapılarındaki minber uygulamalarında yoğun ahşap işçiliği kullanılmıştır.

Ankara Aslanhane, Afyon Ulu Camileri ahşabın mimaride iç mekanda ve taşıyıcı sistemde kullanıldığı örneklerdir. Bu ahşap camiler dışında Erzurum Ulu ve Konya Sahip Ata camilerinde eskiden ahşap sütunlarla taşındığı bilinmektedir. Bu geleneğin, Orta Asya’da İslamiyeti kabul eden ilk Türk boylarının namaz kıldıkları çok direkli çadırların (yani seyyar camiler) Türkistan’daki cami mimarisi üzerindeki etkisi olduğu, Anadoluya da Türklerle geldiği düşünülmektedir.

Ortaçağ Anadolu’sunda üretiminde kullanılan tekniklerin en önemlisi İslam kültürü içinde doğan ve şekillenen kündekâri tekniğidir. İlk olarak İslam kültüründe ortaya çıktığı düşünülen bu teknik özellikle 12.yy.’da Mısır, Halep ve Anadolu’da çok kullanılmıştır. Hakiki ve taklit kündekari olarak iki başlıkta incelenir. Hakiki kündekari tekniğinde kenarları oluklu üçgen, poligonal, yıldız ve benzeri biçimler çıtalar vasıtasıyla çivi ve tutkal kullanılmadan birleştirilir. Ciddi bir ustalık isteyen bu teknikle istenilen yüzey ve kompozisyon elde edilebiliyordu. Anadolu Selçuklu üretiminde kündekari tekniğinin yoğun olarak kullanıldığı bölümler minber ve kapı kanatları olmuştur.

Diğer bir teknik uygulama ise çakma ve yapıştırma olarak adlandırılan uygulama şeklidir. Bu teknikte oldukça az tercih edilmiştir. Mozaik gibi yerleştirilen parçalar “tarsi” tekniğiyle benzerlik göstermektedir.

Ortaçağ’da Anadolu coğrafyasında kullanılan ilk ahşap minber ve ilk kündekari uygulama Konya Alâeddin Camii minberinde görülmektedir. Ahlatlı usta zanaatkar Hacı Mengümberti tarafından 1155 yılında yapılmıştır. Minberin yan aynaları, köşk altı bölümleri ve kapı alınlığı yoğun süsleme ve işçiliğiyle beraber oldukça göz kamaştırıcıdır. Hakiki kündekarinin kapı kanatlarında günümüze ulaşan en eski kullanımına ise Konya Sahip Ata Camiinde rastlamaktayız.

Ahşap kündekari minberler Osmanlı’nın minberlerde mermer malzemeyi kullanmayı tercih etmesi nedeniyle anıtsal yapılarda ki kullanım alanlarından birini kaybetmiş, buna karşılık kapı ve pencere kanatlarıyla vaaz kürsülerinde yoğun olarak kullanılmıştır.

Diğer bir ahşap şekillendirme yöntemi ise oyma tekniğidir. Oyma sanatı Anadolu’da özellikle 12-15. yy.’lar arasında zengin ve yetkin bir kullanım alanına sahip olmuştur. Bu teknikte bitkisel, geometrik, figüratif ve kaligrafik süslemeler uygulanabilmektedir. Oyma yüzeyde farklı derinliklerde ve tekniklerde uygulanabilmiştir.

Hakiki kündekari tekniğine nazaran daha kolay bir ustalık gerektiren taklit kündekari tekniğinde ise çakma kabartmalı ve tamamen çakma yapıştırmalı olarak iki üretim tekniği tespit edilmiştir. Çakma ve kabartmalı kündekari görünüm itibariyle hakiki kündekari tekniğine benzer. Fakat bu üretimin kalıcılığı ve kondisyonu düşük olmaktadır. Hakiki kündekari tekniğine oranla daha az kullanılan bir üretim şeklidir.

Anadolu ahşap sanatı uygulamalarından bir diğeri ise kakma tekniğidir. Ahşabın yüzeyine açılan yuvalara aynı forma uygun farklı bir malzemenin yerleştirilmesidir. Bu tekniğin Anadolu’da eski zamanlardan beri kullanıldığı fakat yavaş bir seyir izlediği bilinmektedir.

Tarsi olarak adlandırılan bir başka teknikte ise açılan bir yuvaya farklı birçok malzeme mozaik oluşturacak şekilde yapıştırılarak dizilmektedir. Çoğunlukla geometrik süslemeler oluşturulmuştur.

Kafes oyma ya da ajur olarak adlandırılan, birçok malzemede kullanılabilen bu uygulama Anadolu Selçukluları’nda çokça kullanılmıştır. Süslemenin bir bütün olarak ahşap levhaya işlenmesi ve motiflerin aralarının oyulup çıkartılmasıyla gerçekleştirilen bir tekniktir. Mevlana Müzesindeki Selçuklu rahlesinde ve Divriği Ulu Camii hünkâr mahfili korkuluğunda görülmektedir.

Ahşaba yapılan müdahalelerden bir diğeri ise ahşap üzerine boyamadır. Özellikle Anadolu Selçuklu ve Beylikler dönemi ahşap camilerinde kirişler, konsollar ve sütun başlıklarında uygulanmıştır. Bu boyama işlemlerinde genelde aşı boyası kullanılmıştır. Renk olarak kırmızı, koyu mavi, sarı, beyaz ve altın yaldız kullanılmıştır. Bezemeler genelde stilize edilmiş geometrik ve bitkisel desenlerden oluşturulmuştur. Günümüzde Afyon Müzesinde sergilenen Afyon Ulu Camiine ait ahşap tavan süslemelerinde horoz ve kuş figürleri görülmektedir. Konya Mevlana Müzesinde bulunan ahşap rahle, çift başlı kartal ve yoğun bitkisel bezemeler üzerindeki arslan figürleriyle oldukça etkileyici bir eserdir.

Tüm bu tarihsel serüven içerisinde tanımlanmaya çalışılan Anadolu ahşap üretimi yeni çalışmalar ışığında tekrar gözden geçirilecektir. Ve gittikçe artacak olan bu araştırmalar ahşap sanatı için yeni bir soluk oluşturacaktır.

KAYNAKÇA

– BOZER, Rüstem, “Ahşap Sanatı”, Anadolu Selçukluları ve Beylikler Dönemi Uygarlığı II, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara, 2007, s.533-541.

– KUBAN, Doğan, Selçuklu Çağında Anadolu Sanatı, Yapı Kredi Yay., İstanbul, 2002.

– ÖNEY, Gönül, Anadolu Selçuklu Mimari Süslemesi ve El Sanatları, İş Bankası, Ankara, 1992.

kaynak: www.anadoluselcuklumimarisi.com

Bir Ahşap Sanatı-Marküteri

Marküteri, Antik Mısır’da Kleopatra’nın sarayını, Rönesans döneminde Avrupa’yı, Osmanlı döneminde de sarayları süsleyen ahşap sanatıdır. Farklı renk ve özellikteki ahşap kaplama levhalarının yan yana getirilmesiyle elde edilen, Eski Mısırlılar’ın kendilerine özgü geliştirdikleri bu ahşap sanatına “Marqueterie” (Marküteri) adı verilmiştir. Kapı, zemin, duvar süslemeleri gibi klasik sanat uygulamalarında adı geçen “Marküteri Sanatı”, günümüzde modern bir akım, sanatsal değeri olan görsel unsurlarla ele alınmalıdır. Bu bağlamda marküteri sanatını anlatmak, modern anlamda aktarmak, insanları bilgilendirmek düşüncesiyle bu konu irdelenmiştir. 

MARKÜTERİNİN TARİHÇESİ

Marküteri Sanatı’nın geçmişi Antik Mısır dönemine kadar uzanmaktadır. Ahşap kaplamaların yan yana getirilip birleştirilmesiyle elde edilen bu ahşap sanatı, önceleri basit uygulamalar şeklinde uygulanmaktaydı. Özellikle Mısır’da Kleopatra’yı memnun etmek isteyen sanatkârlar, onun zevkine uygun çalışmalar da yapmak zorundaydı. Kleopatra’yı memnun etme arayışları sonucunda, Mısırlı bir sanatkâr, mobilya yüzeyleri üzerinde uyguladığı ahşap yüzeyi denemeleri ile Kleopatra’nın beğenisini kazanmıştır. Adı bilinmeyen Mısırlı bu sanatkâr sayesinde, çeşitli ahşap kaplamaların yan yana getirilmesiyle oluşan“Marküteri Sanatı”nın ilk tohumları da atılmıştır. Mısırlılarla başlayan bu sanat, ardından Fransa, daha sonra da 15.yüzyılda Avrupa ve Asya’ya yayılan modern bir sanat haline gelmiştir. Bu sanat uygulamaları birçok atölyede özellikle Fransa’da el işçiliği ile birlikte uzun yıllar devam ettirilmiştir.(1) Osmanlı döneminde de varlığını sürdüren, “Saray Sanatı” olarak da adlandırılan Marküteri, Fatih Sultan Mehmet tarafından da uygulamaları yapılmıştır. Tarihimizi aktaran geleneksel yapılarımızdan cami, saray, köşk ve yalılarda kendini gösteren Marküteri sanatı, günümüzde iyiden iyiye unutulmaya başlanmıştır.

14. yüzyılda Fransızların bu sanatı benimsemesi, önem vermesi sayesinde Marküteri sanatı gelişme göstererek günümüzdeki durumuna gelmiştir.(2) Fransızlar, farklı tür ve renkteki çeşitli ağaç kaplama levhalardan sıklıkla yararlanarak Marküteri’ye farklı bir boyut kazandırmışlardır. Mobilya yüzeyleri ile sınırlı kalmayıp, kapı göbekleri, duvar kaplamaları gibi donatım elemanlarında Marküteri uygulamasını devam ettirmişlerdir. Daha sonraki yıllarda önem kazanan bu sanat dalına farklı bir boyut katmak isteyen sanatkarlar sayesinde kaplamalar boyanmaya başlamıştır. Marküterilere canlılık kazandırılması düşüncesi ile boyanan kaplamalar ilk başlarda oldukça beğenilmiştir. Zamanla boya işlemi gören Marküteri, yüzeylerde solgunluk yaratması ve boyaların renk değiştirmeye başlaması nedeniyle uzun ömürlü olamamıştır. Fransa’da verimli bir dönem geçiren bu sanat özellikle Rönesans dönemiyle birlikte en parlak dönemini yaşamıştır. Dini yapı, iç mekân, mobilya gibi çevrelerde farklı bir anlayış, gösterişin yanı sıra bulunduğu ortama zengin bir görünüm vermiştir. Özellikle Mobilya yüzeylerinde görülen oymalı, girintili, çıkıntılı, ince kaplama motifleri dönemin oldukça ilgisini çekmiştir. Bu dikkat çekicilik öncelikle Paris Louvre ve Versailles gibi saray yapılarında ardından saray çevresi ve varlıklı ailelerin, aristokrat sınıfın konutlarında da görülmeye başlanmıştır. Özellikle bütün mobilyaların farklı tekniklerle süslenmesinde dönemin ünlü marküteri ustası Charles Andre Baulleun’un etkisi büyüktür. Önce çiçek motiflerini, ardından ünlü ressamların eserlerini yüzeylere aktaran yine Fransızlardır. Siparişleri yetiştiremez hale gelen sanatkârlar, üst üste yerleştirerek kesme yöntemiyle bir nevi seri üretimi geliştirmişlerdir.(3) 1950’li yıllara gelindiğinde önemini yitiren Marküteri sanatına İngiltere’de kurulan Markiz sanatçılar derneği sahip çıkarak, devam ettirmiştir. Markiz sanatçılarının yaptığı çalışmalar sonucunda, marküteri işçiliği duvar yüzeylerinde ağırlık kazanmaya başlamıştır.(4) Sadece Fransa’da gelişmekle kalmayıp tüm Avrupa’ya hatta Asya’ya yayılan bu sanat, İslamiyet’te resmin yasak olmasından dolayı uzun bir süre yazı gibi motifler kullanılmıştır. Günümüzde bu işi meslek olarak edinen çok az sayıda firma dışında severek yapan çok az usta kalmıştır.

MARKÜTERİ YAPIMI

İlk dönemlerde yöresel ağaç türleri kullanılarak yapılan Marküteri, zamanla çeşitli ağaç kaplama levhanın kullanılması ile malzeme imkânını genişletmiştir. Özellikle Afrika, Hindistan gibi ülkelerden getirilen ince ağaç kaplama levhaları ile de çeşitliliğini arttırmıştır. Kavak, ıhlamur, dişbudak, huş, akçaağaç, armut, çam, şimşir, tik, dut, meşe, limon, audre, ladin, sedir, kiraz, gürgen, çınar, elma, gül, maun, ardıç, ceviz, karaağaç, kestane, fındık, abanoz, zeytin gibi ağaç kaplama levhaları başlangıcından günümüze kullanılmaya devam edilmektedir.(5) Klasik bir unsur olarak görünen Marküteri, aslında modern mobilya yüzeylerinde uygulanabilirliği oldukça yüksek bir süsleme öğesidir. Son dönemlerde ithal mobilyaların üzerinde az da olsa marküteri işçiliği görmek de mümkündür. Dikkat çekici özelliği bulunan Marküteri’yi en azından sanatsal açıdan ele alarak değerlendirmek gereklidir. Günümüz koşullarında marküteri yapmak artık oldukça kolaylaşmıştır. Marküteri genellikle klasik mobilyalarda görünenin aksine modern panolara da dönüşebilmektedir. Bu çalışmalar masa ve sehpa üzerinde, dolap veya çekmece kapakları da olabilmektedir.

Marküteri Uygulaması için gerekli olan malzemeler;

•          Çeşitli ahşap kaplamalar(farklı desen ve renklerde),

•          Dekupaj makinesi ya da maket bıçağı,

•          Yapıştırıcılar (beyaz tutkal, pembe tutkal),

•          Pres makinesi,

•          Kâğıt bandı,

•          Desen çizilmiş kâğıtlar(istenilen bir model),

•          Mat cila.

Marküteri Uygulama

Biçimleri:

Tek Renk Kaplama Uygulaması:

Tek renk ile yapılacak çalışmada önemli olan unsur, tek renk özelliği bulunan kaplama ve kaplamanın tonları arasındaki geçişleri sağlayabilmektir. “Tek Renk Kaplama Uygulaması”nda genellikle soyut çalışmaların yapılması önerilir. 

Çift Renk Kaplama Uygulaması:

İki farklı renk ve tonları arasındaki geçişleri sağlayabilmek gerekir. İki farklı renk ile yapılacak çalışmada önemli olan unsur, iki renk özelliği bulunan kaplamalar ve kaplamanın tonları arasındaki geçişleri sağlayabilmektir. 

Çok Renkli Kaplama Uygulaması:

Çok farklı renk ve tonları arasındaki geçişleri sağlayabilmek gerekir. Çok farklı renk ile yapılacak çalışmada önemli olan unsur, çok renk özelliği bulunan kaplamalar ve kaplamanın tonları arasındaki geçişleri ışık, gölge ve objeler arasındaki dengeyi kolaylıkla sağlayabilme imkânı vermektedir.

Marküteri Uygulama

Yöntemi:

Desen tasarımı yapılır ya da isteğe bağlı olarak var olan bir resim üzerinde çalışılarak bir desen elde edilir. Elde edilen desen fotokopi aracılığı ile sayıca çoğaltılır. Desen üzerinde yer alan her bir form ya da yüzey kaplama levhalara göre belirlenir. Belirlenen alanlar kâğıt üzerindeki çizgilerinden kesilir. Kesilen kâğıtlar deseni uygun olan kaplama levhanın üzerine yapıştırılır. Yapıştırma işlemi keserken kâğıdın kaymasına engel olur. Çizgilerinden kesilen kaplama levhalar, daha sonra bir araya getirilir. Altlık olarak elimizde var olan desenin üzerine yerleştirilir. Resim üzerindeki tüm detaylar varsa arka fonu da dahil bütün yüzeylerde işlemler tekrarlanır. Daha sonra kaplama levhalar üst yüzeylerinden bant ile birbirlerine tutturulur. Kaplama levhalar birbirlerine çok fazla sıkı olmayacak şekilde eklenir. Ardında bantsız kaplama levha yüzeyi altta kalacak şekilde eklenecek olan tablonun üzerine yerleştirilir ve bu şekilde prese verilir. Sıcak presten çıkarılan marküteri biraz havalandırılarak bekletilir. Üzerindeki bantlar yavaşça sökülür, sistire zımparası yapılarak yüzey tamamen kâğıt malzemeden temizlenir. Yüzeyin iyice temizlenmesinden sonra yüzey üzerine yarı mat cila atılarak işlem tamamlanır. Dikkat edilmesi gereken bir işlem ise şu şekildedir. Marküteri yapımında dekupaj ya da kıl testeresinin kalınlığını yok etmek için eğik kesim yapılır, yani ahşap kaplama levhalar birbirlerine alıştırma yapılır, bu yüzden boşluk kalmayacağı için parçalar birbirine tam oturur, ahşaplar iç içe yerleştirilerek yapıştırılır.

SONUÇ

Marküteri, farklı renk ve çeşitteki ahşap kaplama levhaların geometrik formlarda kesilerek, öngörülen deseni oluşturacak biçimde yan yana getirilmesiyle oluşturulan, tarihi değeri bulunan önemli bir sanattır. Dünya’da ve Türkiye’de zanaat isteyen diğer birçok el sanatında olduğu gibi unutulmaya yüz tutmuş bir sanattır. Günümüzde zanaatsal tarihteki değeri olmadan çok az sayıda usta bu sanatı sürdürmeye devam etmektedir. Bu el sanatı sadece geleneksel değil, çağdaş motiflerin de işlendiği, malzemenin ve işleme tekniklerinin mükemmelliği ile geleceğe aktarılmakta ve günümüzün bazı mekânlarını süslemeye devam etmektedir. Marküteri, sadece dekorasyon amaçlı panolar halinde değil, günlük kullanılan işlevsel mobilyalar üzerinde de uygulama alanı bulmaktadır. Yat iç mekânlarında, Yemek masası, tabure, sehpa, gardırop, tablo gibi birçok donanımlarda uygulanabilmektedir. Çağdaş tasarımcılar olarak, modern mobilya yüzeyi ya da görsel uygulamalarımızda Marküteri Sanatına yer verilmelidir. Tarihi değerini, klasik bir üslup olmaktan çıkarıp modern bir uygulama olarak sürdürmek gerekir.

 kaynak:  Serpil ÖZKER, Yrd.Doç.Dr.,Doğuş Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi İç Mimarlık Bölümü

KAYNAK

1.) GÖR I., “Mobilyaların Üzerine Ahşap İle Yapılan Süsleme Sanatı”, Maltepe Üniversitesi Mimarlık Fak. Marküteri Sergi Yazısı, Nisan 2005

2.) http://www.unutulmussanatlar.com/2012/10/markuteri-sanat.html

3.) GÖR I., “Marküteri ustalığı”, Art Dekor Dergisi, 1995

4.) GÖR I., “Mobilyaların Üzerine Ahşap İle Yapılan Süsleme Sanatı”, Maltepe Üniversitesi Mimarlık Fak. Marküteri Sergi Yazısı, Nisan 2005

5.) GÖR I., “Mobilyada Süsleme (oyma, sedef kakma, marküteri )” Art Dekor Dergisi, 2004

6.) www.markuterievi.com

Türkiye Orman Endüstrisinde Gelişmeler

Ana hammadde olarak ahşabı veya diğer orman ürünlerini kullanan, bu ürünlerin şeklini değiştirerek faydalılık derecesini artıran kişi ve kurumların etkinliği, hem ülke ekonomisi hem de ormanların sürekliliği ile yakından ilgilidir. Bu nedenle, Dördüncü Beş
Yıllık Kalkınma Planında “Ormancılık ve Orman Ürünleri Sanayi” ÖİK’sı oluşturulmuştur. Yedinci Kalkınma Planı döneminde ise oluşturulan “Orman Ürünleri Sanayi” ÖİK’sı “ormandan elde edilen odun hammaddesini veya ürünlerini mekanik ve/veya kimyasal
işlemlerle yapısını değiştirmeden veya değiştirerek mamul veya yarı mamul olarak diğer sanayilere hammadde üreten entegre bir sanayidir” şeklinde tanımlamıştır (DPT, 1994). Bu tanımdan görüldüğü üzere, çoğunlukla son tüketiciye hitap eden mobilya benzeri mamul ürünler, orman ürünleri endüstrisi dışında kabul edilmiştir. Bu yaklaşıma uyan bir anlayışla, Onuncu Kalkınma Planı için kurulan ÖİK ve çalışma grupları arasında mobilya ayrı bir sektör olarak yer almaktadır. Fakat orman endüstrisinin tanımı içerisinde yer alarak önemli katma değerler üreten, ileri bağlantılarıyla diğer sektörler için önem arz eden, kereste, levha ürünleri vb. orman endüstrisinin önemli bileşenleri Sürdürülebilir Orman Yönetimi ÖİK çalışmaları kapsamında ele alınmıştır. Bu kapsamda, orman ürünleri endüstrisinin irdelenmesi faydalı olacaktır.

Lif ve yonga levha sanayii: 1985-2000 yılları arasında düşük bir hızda artan levha ürünleri sanayi üretim kapasitesi, 2000 yılından sonra hızla artan bir döneme girmiştir. TOBB, Türkiye Orman Ürünleri Sanayi Meclisi kayıtlarına göre bu alanda 40 işyeri bulunmakta ve 2000 kişi işlendirilmektedir. Lif levha sanayinin 2002-2011 döneminde üretim kapasitesi yüzde 545 artarak 4,9 milyon m3’e ulaşmıştır. Yonga levha sanayi ise aynı dönemde yüzde 142 oranında büyüyerek 5,8 milyon m3 üretim kapasitesine erişmiştir.

Türkiye 7,5 milyon m³/yıl düzeyindeki fiili üretimi ile lif levha üretiminde Avrupa’da ikinci, yonga levha üretiminde ise dördüncü sıradadır. İnce ve düşük değerdeki endüstriyel odun satışları için son derece önemli olan bu sanayi dalının artan hammadde ihtiyacını karşılayabilmek için OGM, lif-yonga odunu üretimini 2002-2011 döneminde 2,6 katına çıkarmıştır. Lif ve yonga levha sanayiinin toplam hammadde tüketimi 12 milyon m3 civarında olup, bunun yüzde 70’ine yakını doğrudan veya dolaylı olarak ülke ormanlarından sağlanmaktadır. Bu üretim için gerekli hammaddenin yüzde 60’ı OGM satışlarından, yüzde 24’ü ithalat ile diğer ülkelerden, yüzde 8’i atık materyalin kullanımından ve yüzde 8’i özel sektörden (kavak alanları ve tapulu kesim vs.) sağlanmaktadır.

Kontrplak ve kaplama sanayii: Ülkemizde kontrplak ve mobilya için formlu ahşap parça üreten 55 adet işletme mevcuttur. Bunun 25 adedi orta ölçekli olup, kontrplak üretim alanında toplam çalışan sayısı 2.700 kişidir. Toplam üretim kapasitesi 350 bin m³ civarında olmasına karşılık düşük kapasiteyle çalışmaktadır ve son yıllarda büyüme kaydedememiştir. Geçmiş yıllarda Uzak Doğu başta olmak üzere çeşitli ülkelerden yapılan ucuz ithalat nedeni ile sektörde zorluklar yaşanmıştır. Ancak, anti-damping kapsamında 2010 yılında başlanan, bedeli ne olursa olsun ithal kontrplağın m³’ü başına 1.100 ABD Doları üzerinden KDV uygulaması ile dış rakipler karşısında bir üstünlük yakalanmıştır.

Kaplama üreten işletme sayısı ise 47 olup 110 bin m³ üretim kapasitesi mevcuttur. 1095 kişi kaplama alanında istihdam edilmektedir. Yüksek kalitede tomruk kullanan bu iki sanayi ağırlıklı olarak ithal hammadde ile çalışmaktadır. Bu sanayi dalı kalın ve
budaksız tomruklara ihtiyaç duymaktadır. İstenen nitelikte tomruğun arzını kısa vadede artırmak ancak var olan ormanların ürün çeşitlerine ayrımı aşamasında gösterilecek özenle ve sınırlı düzeyde sağlanabilir. Türkiye orman varlığının niteliği dikkate alındığında kullanılmayan çok büyük üretim kapasitelerinden söz etmek güçtür. Bununla birlikte kaplama ve kontrplak sanayine yapılan satışların artırılması, OGM için olumlu gelişmelerdir. Bu sanayi, üretim artıklarını genelde kendi sistemlerini ısıtmak için kullanmaktadır.

Kereste imalat sanayii: Kereste imalat sanayinin 1993-2011 dönemi gelişimi incelendiğinde, üretimin çok yavaş bir biçimde arttığı görülmektedir. Tüketim ise üretime göre biraz daha hızlı yükselmiştir. Bu üretim kolu çok sayıda küçük işletmelerden oluşmaktadır. Ülkede 7.013 hızar-şerit atölyesi bulunmaktadır. Kereste ve parke üreten işyeri sayısı ise 3.469 olup toplam 15.405 kişi bu alanda istihdam edilmektedir. Üreticiler ulusal düzeyde örgütlenememiş, yeni ürünler geliştirememiş ve pazarlama çalışmalarını iyileştirememiştir. Bu alt sektörün gelişim sorunları arasında ikame mallarının hızlı gelişimi ve kerestelik tomrukta uygulanmakta olan yüzde 27 civarındaki vergi ve fonların da payı büyüktür. OGM açısından durum değerlendirildiğinde, özellikle ithal ürünlerde
uygulanmayan tellâliye ve fonların yüzde 10 civarında ek bir maliyet getirerek OGM satışlarını olumsuz etkilediği düşünülmektedir. Bu nedenle büyük firmalar ağırlıklı olarak ithal tomruk kullanmaktadır. Türkiye kereste ithalatı hızla artarken ihracatı düşmektedir.

Kereste sanayini ülke konut politikalarıyla birlikte ele alınması faydalı olacaktır. TOKİ’nin uyguladığı inşaat ve tedarik tercihleri kereste pazarındaki daralmanın nedeni olarak gösterilmektedir. İnşaat tasarımlarında her geçen gün daha az ahşap ürünlere yer
verilmesi, kullanılan ahşap ürünlerin yerel tedarikçiler yerine büyük ölçekli ve çoklukla ithal kereste üreticilerinden sağlanması, küçük müteahhitlik firmalarının TOKİ ile rekabet edemeyip piyasadan çekilmesi, kereste üreticilerini ve OGM tomruk satışlarını olumsuz etkilenmiştir.

Palet, ambalaj ve parke sanayii: Tomruktan kereste üretim sürecinin bir parçası olarak düşünülebilecek ambalaj ve palet sanayiinin talebi, türev talep özelliği göstermektedir. Ülke sanayisinin büyümesi ve ihracatının artması palet ve ambalaj talebini de artırmaktadır. Meyve, sebze ve balık için ambalaj talebi ise ikame malzemelerin yaygınlaşması nedeniyle ciddi bir düşüş göstermiştir. Hâlihazırda 637 işletme ısıl işlem belgesi almış olup, bu palet üreticilerinin 1,5 milyon m³ civarında odun talebi bulunmaktadır. Kereste üretimi için kısa kabul edilebilecek kalın çaplı odun hammaddesi özellikle parkecilik alanında kullanılmıştır. Bu alanda geliştirilen yeni teknikler, laminat parke olarak adlandırılan yeni ürünleri ortaya çıkarmıştır. Daha düşük değerli ahşap malzemeler veya levha ürünlerinin birlikte kullanımı ile ortaya çıkarılan laminat parkeler, masif parke pazarını oldukça daraltmış, üretim kolunu zayıflatmıştır.

Biyoenerji veya artıkların değerlendirilmesi konusunu da orman endüstrisinin gelişen bir kolu olarak görmek gereklidir. Kereste imalat sanayinin ve kaplama endüstrisinin artıkları briket veya mangal kömürü imalatında, işletmelerin kendi ısı ihtiyaçlarının
karşılanmasında kullanılmakta ya da levha sanayi başta olmak üzere çeşitli amaçlarla kullanılmak üzere satılarak verimlilik artırılmaya çalışılmaktadır. Artıkların tamamının değişik şekillerde değerlendirilmesi ve küçük işletmelerin bile kendi artıklarından briket ve mangal kömürü gibi ürünleri üretmesi olumlu gelişmelerdir. Ancak bu alanın ıslah edilmesi ve yaygınlaştırılması gereken bir üretim alanı olarak görülmektedir.

Sürdürülebilir orman yönetimi açısından taşıdığı önem nedeniyle mobilya alanındaki gelişmelerin izlenmesi faydalı olacaktır. Katma değeri daha yüksek olan ahşap mobilya dış ticaretinde Türkiye net ihracatçı durumundadır. Son on iki yılda mobilya ihracatı
hızla artarak ithalatı geçmiştir. 2000 yılında ahşap mobilya ihracatının ithalatı karşılama oranı yüzde 84 iken 2011 yılında ihracat ithalatın 2,7 katına çıkmıştır. Bu alanda yaşanan gelişimler, önce orman endüstrisini ardından da ülke orman yönetimini uyarıcı etkiler yaratabilecek önemdedir.

kaynak: Onuncu Kalkınma Planı 2014-2018/Sürdürülebilir Orman Yönetimi

Amerikan Endüstriyel Sertağaç Ürünleri Pazar Özellikleri

I – ÖZGÜN ÜRÜNLERE SAHİP KÖKLÜ BİR ENDÜSTRİ, FARKLI BİR PAZAR

Amerika Birleşik Devletlerinin ormanları ağırlıklı olarak doğu bölgesi, kuzeyde Maine’den, güneyde Meksika körfezine kadar ve tüm Mississippi vadisi boyunca batıya doğru uzanan bölgede yer almakta olup, buraları 19. Yüzyıla kadar oldukça yoğun bir biçimde ormanlık alanlar olarak geçmekteydi. Doğu eyaletleri boyunca ilerleyen Appalaş sıradağları, farklı yüksekliklerde çok çeşitli orman alanları yetişmesini ve böylece pek çok farklı türün ortaya çıkmasını sağlamıştır. ABD’de dünyanın hiçbir bölgesinde bulunmayan derecede çeşitli ılıman iklim Sertağaç türleri bulunmaktadır.

Günümüzde yurtiçi ve gittikçe büyüyen ihracat talebini karşılamak için A.B.D.’de devasa bir işleme kapasitesi oluşturulmuştur. Bugün A.B.D. dünyadaki en büyük kesilmiş Sertağaç üreticisidir.

Bıçkıhaneler, kurutma fırınları, kalıp ve boyutlandırma tesisleri, kaplama doğrama ve kontrplak fabrikaları, döşeme tesisler ve Sertağaç malzemesinin dağıtımı için toplama alanları bütün doğu eyaletlerini kaplamaktadır. Ayrıca Pasifik kıyısında Kuzeydoğuda, en önemlisi batı kızılağacı olan birkaç yerel türe dayalı, küçük ama önemli bir işleme kapasitesi bulunmaktadır. Amerikan sertağaçlarından elde edilen ve dünya pazarlarına sunulan ürünler arasında kereste, kaplama, zemin kaplama, kontrplak, kalıplama, yer döşemesi, gibi ürünler bulunmaktadır.

Amerikan Sertağaç kerestesi, normalde kare köşeli ve uçları kesilmiş, hava ile veya fırında kurutulmuş, nominal kalınlıkta üretilen bağımsız türlerin kaba kesilmiş kereste levhaları anlamına gelmektedir. Geniş bir kereste kalitesi yelpazesinin verimli bir biçimde oluşturulabilmesi için en ileri teknoloji ve teknikler kullanılmaktadır.

Kaplama endüstrisi ise, bugün mobilya, kaplama, kapılar ve panel ürünleri için yüksek kaliteli, doğranmış veya yuvarlar kesilmiş kaplamalar üretebilmesini sağlayan uzun bir teknik gelişme geleneğine sahiptir.

Kontrplak, merkezindeki malzeme ne olursa olsun ahşap kaplamalı yüzeyleri olan kompozit bir levhadır. İnşaat ve mobilyada kullanılan sağlam ve ucuz bir alternatifken, Amerikan masif Sertağaç yer döşemeleri de kendi başına önemli bir endüstrisi olup ürün ve tür bulunabilirliği değişmektedir. Sektörde bir de boyutlu ve bileşen ürünler bulunmaktadır. Boyut, belirli ölçülere göre yeniden imal edilmiş ve normalde iki ya da daha fazla yüzeyi düzeltilmiş kereste olarak tanımlanır. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki boyut ve bileşen endüstrisi başta mobilya, mutfak ve doğrama imalatçılarının ihtiyaçlarına yanıt vermek ve kendi mobilyalarını kendileri yapan tüketicilere hizmet vermek için vardır.

II- AMERİKAN SERTAĞAÇ KERESTE ENDÜSTRİSİ

Kesilmiş kereste, son derece dağınık ve A.B.D.’nin doğusunu kaplayan binlerce bıçkıhaneyi kapsayan Amerikan Sertağaç endüstrisinin temel ürünüdür. Ayrıca küçük bir yüzde de Kuzeybatı’da Pasifik kıyısında üretilmektedir. Bu işleme üniteleri çok küçük ‘dairesel kesim’ orman işletmelerinden, en ileri teknolojiden yararlanan daha büyük entegre ağaç işleme fabrikalarına kadar uzanmaktadır. Endüstrinin çoğunluğuna, küçük ve orta ölçekli şirketlerden oluşan özel sektör sahiptir. A.B.D. yılda 30-32 milyon m3’lük bir üretim ile dünyanın en büyük kesilmiş Sertağaç üreticisidir. Amerikan yurtiçi piyasası bu ürünlerin %90’ını tüketirken kalan %10 da dünya çapında 50’den fazla ülkeye ihraç edilmektedir. Endüstri her zaman ihracata yönelik düşünmüştür ve son yıllarda bütün bölgelerde ihracatçıların sayısı önemli oranda artmıştır. Bu durum daha geniş bir ticari türler yelpazesinin ihracata açılabilmesini sağlamıştır.

2.1 Üretim 
Sertağaç kütüklerinin ilk dönüştürme işlemine olan yaklaşım hem bıçkıhane, hem de tür bakımından belli oranda farklılıklar göstermektedir. Endüstri, hacmin en uygun hale getirilmesi için kütüğün çevresinden levha kesilmesiyle azami kereste verimi elde edecek şekilde tasarlanmış ilkelerle çalışmaktadır. İhracat talebi arttıkça daha yüksek sınıf kereste veriminin daha da iyileştirilmesi ve damarlı ve çeyrek kesim gibi özel kesimlerin tedarik edilebilmesi için üretim teknikleri kullanılmaktadır.

Amerikan sert ağaçları metrik olmayan birimlerde üretilmektedir; yani uzunluklar fit ile, enler inç ile ve kalınlıklar da çeyrek inç ile ifade edilmektedir. Dolayısıyla 1 inç (1”) ‘dört çeyrek’ şeklinde ifade edilmekte, 4/4 olarak yazılmaktadır. Endüstri Sertağaç kerestesi kurutma konusunda engin tecrübeye sahiptir. Hatta ılıman iklim sert ağacının kurutulmasıyla ilgili olarak son 30 yıl içinde gerçekleştirilen araştırmanın çoğu Amerika Birleşik Devletleri’nden çıkmıştır. Kurutma süresi kalınlık ve türe bağlı olarak çok büyük oranda farklılık göstermektedir. Örneğin lale ağacı yaş halinden 7-10 gün içinde kurutulabilirken ak meşenin fırınlanması, yoğun bir kurutma döneminden sonra 8 ay sürebilmektedir.

Ekonomik nedenlerden dolayı çoğu durumda yurtiçi ve ihracat kerestesi birlikte fırınlanmaktadır. Dolayısıyla ihracat amaçlı kereste genellikle %6-8 arasındaki yurtiçi standart nem içeriğine (MC) ulaşacak şekilde kurutulmaktadır. Bazı türlerde daha kalın malzemede bu oran %10-12 MC arasında olabilmektedir. Meşe gibi ısıya dayanıklı kurutulan türler, bozulmanın asgariye indirilmesi için fırınlama öncesinde havayla kurutma veya ön-kurutucularda kontrollü kurutma gerektirmektedir. Akçakavak, Kanada kavağı ve çitlembik gibi başka türler de mavi lekeye karşı hassastırlar ve bu yüzden taze kesilmiş malzemenin derhal fırınlanması gerekmektedir. İstif lekeleri veya gölgelenmeler de bazı türlerde, özellikle de akçaağaçta sorun olabilmektedir. Amerikan endüstrisi ortaya çıktıklarının bilindiği durumlarda bu türden sorunları asgariye indirmek konusunda büyük çaba göstermektedir ve bunun için kondisyonlama programları ve profilli istifler gibi teknikler kullanmaktadır.

Amerika’da her bir levhanın nihai sınıfı genellikle kurutma sonrasında ve ‘An Illustrated Guide to Hardwood Lumber Grades’ (‘Sertağaç Kerestesi Sınıfları İçin Resimli Kılavuz)’ adlı yayında özetlenen kurallarına göre sınıflandırılır. Bu kurallar Amerikan yurtiçi mobilya ticaretine hizmet amacıyla 100 yılı aşkın bir süre önce kereste endüstrisi tarafından konmuş ulusal ve uluslararası alanda kabul görmektedirler. Bu kurallar ihracata temel oluşturmaktadırlar ve dünyanın herhangi bir yerindeki, ılıman iklim sert ağaçlarına ilişkin sınıflandırma standartları arasındaki en tutarlı standart kabul edilmektedirler. Bu, birçok ulusal ve bölgesel yaklaşımın, büyük oranda alıcı tarafından incelemeyi gerektirdiği Avrupa’daki durumun tam tersidir.

2.2 İhracat Özellikleri
İhraç edilecek keresteler kalınlıklarına göre paketlenmekte ve genellikle uzunluklarına göre ayrılmaktadırlar; bununla birlikte gerçekte bir pakette sıklıkla birden fazla boy bulunabilmektedir. Örneğin 10 fitlik (3.05m) boyların olduğu bir ambalaj belli bir yüzdede 9 inçlik (2.74m) boylar içerebilir. Sunum önemli bir pazarlama faktörüdür ve birçok ihracat malzemesi her iki uçtan düzeltilmiştir, uçları çatlamaya karşı mumlanmış veya boyanmıştır ve ihracatçının marka veya logosuyla işaretlenmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Sertağaç pazarında daha ince boyutlar baskındır. Bu yüzden türlerin çoğunda 4/4 (25.4mm) üretimin önemli bir oranını temsil etmektedir. Daha kalın malzemenin gerektiği doğramacılık uygulamaları gibi durumlarda, başka ülkelerdeki uygulamanın tersine daha ince kısımların lamine edilmesi yaygın bir uygulamadır. Bu sıklıkla daha stabil ve masrafsız bir ürün elde edilmesini sağlamaktır ve bazı türlerde daha kalın malzemenin bulunmasının neden daha zor olduğunu göstermektedir. A.B.D.’nin ihracata yönelik olarak önemli hacimlerde daha üst sınıf malzeme sunabilmesinin nedenlerinden biri de daha düşük sınıfları kullanabilecek sürekli bir yurtiçi talebin bulunmasıdır. Bu yüzden yurtiçi kullanımları daha sınırlı olan bazı türler yüksek ve daha aşağı sınıflar içeren karışık ambalajlarda ihracata sunulabilmektedir.

Hangi kütüklerin elde edilebildiği de elbette endüstri tarafından hangi kerestenin üretildiği üzerinde en önemli rolü oynamaktadır. Örneğin kırmızı meşe A.B.D.’de en yaygın olarak kullanılan sert ağaçtır, çünkü ormanda en çok yetişendir. Fakat sassafras ve karaağaç gibi türler ormanlarda sınırlı sayıdadır ve bu da kerestelerinin elde edilebilirliğini etkilemektedir.

III- SERTAĞAÇ KAPLAMA ENDÜSTRİSİ
Kaplama endüstrisi, bugün mobilya, kaplama, kapılar ve panel ürünleri için yüksek kaliteli, doğranmış veya yuvarlar kesilmiş kaplamalar üretebilmesini sağlayan uzun bir teknik gelişme geleneğine sahiptir. 2010 yılı verilerine göre, A.B.D.’de yaklaşık toplamda 100 dilimleyici ve 32 balıksırtı dilimleyici işleten yaklaşık 35 kaplama dilimleme tesisi bulunmaktadır. Birçok uzunlamasına dilimleyici ve yaklaşık 50 döner torna 35 başka şirket tarafından işletilmektedir. Toplam dilimli üretim yılda yaklaşık 669 milyon metrekaredir ve bunun 354 milyon metrekaresi, yani toplam üretimin %53’ü ihracata aittir.

3.1 Üretim
Sektörde farklı kaplama üretim yöntemleri kullanılmakta ve bunlara bağlı olarak farklı görsel efektler elde edilebilmektedir. Bunların arasında döner kesim, yatay dilimleme, çeyrek dilimleme, yarım-daire dilimleme, damarlı kesim, uzunlamasına dilimleme gibi yöntemler bulunmaktadır. Taze dilimlenmiş veya soyulmuş kaplamalar, hızları kaplamanın türüne ve kalınlığına göre değişen hareketli bantlar üzerinde sürekli pres kurutuculardan geçirilmektedir. İhraç kaplama için nem içeriği standardı %12-16’dır. Bu oran kaplamanın sevkıyat sırasında gerçekleşen doğal kuruması için bir pay bırakmaktadır. Birçok kaplama kullanıcısı kaplamanın imalattan önceki birkaç gün boyunca tesislerinde beklemesini sağlarlar. Bu bekleme ağacın o ortamdaki doğal halini almasını sağlar, çünkü A.B.D.’de ve Avrupa gibi ihracat pazarlarında görülen dengedeki nem şartları değişkenlik sergileme eğilimindedirler. Kaplama için tüm endüstriyi kapsayan bir sınıflandırma sistemi bulunmamaktadır: Açık pazarda bir mal olarak değil, bireysel müşterilerin ortaya koyduğu isteklere göre satılmaktadır. Kaplama kişisel muayene temelinde ve alıcı ve satıcı arasındaki net bir sınıflandırma anlaşması üzerinden satılır. Verim ve fiyatı etkileyen boy, en, kalınlık, miktar ve benzeri başka faktörler bu alıcı-satıcı anlaşmasının temelini oluşturur.

Kütüğün boyu, imalatçının kaplamayı mobilya için mi, kapılar, paneller veya mimari uygulamalar için mi pazarlayacağını belirler. En de amaçlanan son kullanıma göre değişiklik gösterir; asgari kaplama eni genelde 90 mm veya 100 mm’dir. Mimari paneller ve kapılar gibi doğramacılık işleri için kullanılan üst sınıflar; kapılar için asgari boy gereği 2.1m, paneller içinse 2.5m’dir. Tipik bir panel veya kapı sınıfı dahilinde renk ve damar desenine göre seçilen birçok başka alt-sınıf bulunabilir.

Mobilya sınıfları içinse boy kritik değildir ve tipik olarak 0.45m ila 2.0m arasındadır. Renk ve damar deseni gibi doğal özelliklere ilişkin daha az kısıtlama bulunmaktadır.

Sertağaç kaplamanın nihai fiyatını ormanın üretebileceklerinin doğal sınırları ile birlikte pazar talebi belirlemektedir. Buna ek olarak boyut ve sınıf konuları nihai fiyat üzerinde önemli rol oynarlar. Bir ormandaki kütüklerin sadece küçük bir yüzdesi boy, en ve doğal özellikler bakımından üst sınıf kaplamaları oluşturur. Özel taşıma veya sevkıyat gerekleri ve boy, en ve/veya kalınlığa ilişkin özel talepler de nihai fiyata katkıda bulunabilir.

3.2 İhracat Özellikleri
İhracata yönelik kaplama yurtiçi pazarı için üretilmiş kaplamaya göre kalınlık farklılıklarının yanında başka farklara da sahiptir. “Kesilmiş ve balyalanmış”tır veya “ihracata hazırlanmış”tır. Kenarlar yanlardan ve uçlardan tıraşlanmıştır ve levhalar balyalar halinde sarılmıştır. Bu ekstra imalat prosesi sunumun iyileştirilmesine yardımcı olup sınıfların belirlenebilmesini sağlarken yurtiçi kaplama tıraşlanmadan bırakılır.

Amerikan Sertağaç kaplama ihracatçıları ürünlerini ihracat pazarlarında uzman ithalatçılar ve dağıtımcılar kanalıyla dağıtmaktadırlar. Bu şirketler tipik olarak, muayene ile müşteri talebine yanıt verebilmek için geniş bir tür ve sınıf yelpazesinde stok bulundurmaktadırlar. Önemli miktarda Sertağaç kaplama, bunları orta yoğunluklu lif levha (MDF) veya sunta gibi bir dizi taban üzerine kaplayan levha malzeme imalatçılarına satılmaktadır. Bu panel ürünleri daha sonra imalatçılara ve son kullanıcılara dekoratif paneller olarak dağıtılmaktadır. Belirtmekte yarar vardır ki Amerikan terminolojisinde bu ürünler Sertağaç kontrplak adı altında gruplandırılır ve bilinirler.

IV- SERTAĞAÇ ZEMİN KAPLAMA ENDÜSTRİSİ
Masif sertağaç zemin kaplama temel olarak Amerikan yerli türlerinden üretilen makineden geçmiş profiller anlamına gelmektedir. Sertağaç zemin kaplama endüstrisi A.B.D.’nin doğusuna yayılmıştır. Masif Sertağaç zemin kaplamanın büyük çoğunluğu Amerikan iç pazarı için imal edilmektedir ve temel ürün şerit döşeme kaplamasıdır. Başka ürünlere geniş levha (kalas) zemin kaplama ve blok veya parke kaplama dahildir.

Endüstri, temel işlevi A.B.D.’deki Sertağaç zemin kaplama talebine hizmet vermek olan uzman imalatçıları içermektedir. Buna ek olarak, katma değerli imalata dağılmış olan Sertağaç bıçkıhaneleri ve kereste üreticileri, başta levha veya kalas zemin kaplamaları olmak üzere hem A.B.D. hem de ihracat pazarlarına hizmet sunma konusunda gittikçe artan öneme sahip bir rol oynamaktadırlar.

4.1 Üretim
Fırında kurutulmuş kesilmiş Sertağaç kerestesi, sınıfına ve özelliğine göre uygunluk bakımından seçilmektedir. Kereste daha sonra istenen özelliklere göre doğru enin elde edilmesi için yırtılmaktadır. Zemin kaplamaların imalatında kullanılan kereste, endüstri standartları ve A.B.D. inşaat kanunu gereklerine uygun olarak fırında %6-9 MC’ye kurutulmaktadır.

Zemin kaplama endüstrisi tarafından kullanılan temel NHLA kereste sınıfı No 2 Common’dur; bununla birlikte geniş levha zemin kaplamaları ve özel renk ve kalite talepleri için daha yüksek sınıflar kullanılabilmektedir.

Masif Sertağaç zemin kaplama, şerit, kalas, parke / blok adı altında üç ana kategoriye ayrılmaktadır. Zemin kaplama görünüme göre sınıflandırılmaktadır. Bütün zemin kaplama imalatı için, NHLA kurallarının Sertağaç kereste üretimini kontrol ettikleri şekilde ulusal veya uluslararası kabul görmüş bir standart bulunmamaktadır. Bu yüzden sınıflar ve kalite standartları bağımsız üreticiler tarafından müşteri taleplerine göre belirlenmek durumundadırlar. Bununla birlikte, zemin kaplama standartları mevcuttur ve belli üretici grupları bunlara uymaktadır. Örneğin A.B.D.’deki büyük Sertağaç zemin kaplama üreticilerinin çoğunu temsil eden Ulusal Meşe Zemin Kaplama İmalatçıları Birliği (NOFMA), şerit zemin kaplama üreten üyeleri için Sertağaç zemin kaplama standartları yayımlayıp uygulamaktadır ve birçok masif Sertağaç zemin kaplama üreticileri bu kuralların dayandığı temel ilkeleri bünyelerine katmaktadır. NOFMA kuralları ayrıca dişbudak, ceviz, akçaağaç, Amerikan ceviz, pekan, kayın ve huş gibi diğer türleri de kapsamaktadır.

4.2 İhracat Özellikleri
Önceden işlenmiş zemin kaplamanın çoğu kalınlığa ve ene göre ve rastgele uzunluklarda paketlenmektedir. NOFMA kurallarına uygun olarak üretilmiş şerit zemin kaplamada bağımsız balyalar uygun kalite markasıyla işaretlenirler. Balyalar taşınmanın kolaylaştırılması için bağlanır ve palete yerleştirilirler ve bazıları koruma amaçlı olarak politene sarılabilirler.

Sertağaç zemin kaplama profilleri ve sabitleme yöntemleri bir ülkeden diğerine önemli farklılıklar gösterebilir. Bu yüzden bazı ihracat pazarları A.B.D. pazarı için üretilen ve satılan standart ürünlere göre farklı özellikler, toleranslar ve kalite gerekleri talep etmektedir. Örneğin 21/4” (57.16mm) eninde lamba-zıvanalı şerit zemin kaplama Amerikan iç pazarının vazgeçilmezlerinden biridir, fakat birçok ihracat pazarında bu boyut çok az talep edilmektedir.

İhracatta uzmanlaşmış zemin kaplama şirketleri özel pazar veya müşteri taleplerini karşılayacak şekilde özel üretim yapabilmektedirler. Zemin kaplamada uluslararası ölçekte standartlaşmanın eksikliği ve esnekliğe, hızlı teslimata ve ekonomik ürünlere olan gereksinim önemli miktarda Amerikan Sertağaç zemin kaplamasının ihracat pazarlarında ithal edilen keresteden üretildiği anlamına gelmektedir. Bu da iyileştirilmiş türler ve ürün bulunabilirliği ile sonuçlanmaktadır.

Amerikan Sertağaç zemin kaplama iki temel biçimde dağıtılmaktadır: A.B.D.’den ihraç edilen önceden işlenmiş (ve bazen de fabrikada cilalanmış) ürün olarak veya ihracat pazarlarında ithal Amerikan Sertağaç kerestesi ve boyutlarından imal edilmiş zemin kaplama ürünleri (masif, çok katmanlı ve başka kaplamalı ürünler) olarak.

V- SERTAĞAÇ KONTRPLAK ENDÜSTRİSİ

Amerika Birleşik Devletleri’nde Sertağaç kontrplak terimi, merkezdeki malzemeye bakılmaksızın ahşap kaplamalı yüzeyli kompozit levhaları tanımlamakta kullanılır. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki baskın taban malzemesi kaplama göbeğidir. Dünya çapında birçok ülkede sunta ve MDF (“tasarlanmış” göbek) birincil tabanlardır.

Amerikan yerli Sertağaç kontrplak endüstrisi A.B.D.’nin önemli miktarda ithalat yaptığı tropik Sertağaç kontrplak endüstrisinden farklıdır. Yerli imalatçılar yöresel Amerikan sert ağaçlarından elde edilen Sertağaç kontrplak üretmektedir. Konuyailişkin olarak az sayıda şirket bulunsa da, bu şirketlerin çoğu ölçek ve ciro bakımından önemlidir. Bu daha çok, yüksek bir teknoloji seviyesi ve özelleşmiş makinelere önemli bir yatırım gerektiren prosesin kendisinden kaynaklanmaktadır. Endüstri A.B.D.’de geniş bir alana yayılmıştır ve doğuda, batıda ve güneyde üretim tesisleri bulunmaktadır. Sertağaç kontrplak yaygın olarak dekoratif panel, dolaplar, mobilyalar ve başka uzman uygulamalarında kullanılmaktadır.

5.1 Üretim
Sertağaç kontrplak yüzler ve tersler için ya dönerli ya da dilimli Sertağaç kaplamaların kullanılmasıyla yapılabilmektedir. Göbek malzemesi MDF, sunta, kaplamalar ve masif ahşap dahil çok çeşitli malzemelerden üretilebilmektedir. Masif ağaç göbek malzemesinin seçimi bölgenin etkisiyle olabilir. Örneğin, doğu sahilinin Sertağaç ormanlarında imal edilmiş Sertağaç kontrplağın lale ağacından mamul bir masif ahşap göbeğe sahip olması daha olasıdır. Bunun nedeni bunun daha ekonomik olması ve uygun yumuşak ağaç malzemeden daha çok bulunmasıdır. Batı sahilinde ise bu durumun tam tersi geçerlidir.

Sertağaç kontrplağın çoğunluğu Amerikan iç pazarında tüketim amaçlı üretilmektedir. Ürünün doğasından ve geniş bir yüz ve göbek malzemesi yelpazesi içinden seçim yapılabilmesinden dolayı Sertağaç kontrplak genellikle müşteri talebine göre üretilmektedir. Bununla birlikte, daha büyük üreticiler, perakende “kendin yap” pazarı gibi belli uygulamalar için standart ürünler sunmaktadır.

Kompozit bir ahşap ürünü olarak kontrplak uygulama açısından esnektir. Birçok estetik efekt yaratmak için geniş bir yüz malzemesi seçeneğine sahip olmasının yanı sıra kontrplak su geçirmez olarak veya yangın önleyici içerecek şekilde üretilebilir, bu da belirli uygulamalardaki performansını daha üstün kılar.

5.2 İhracat Özellikleri
Amerika Birleşik Devletleri’nden ihraç edilen Sertağaç kontrplağın büyük bölümü müşteri siparişi üzerine üretilmektedir. Yüz kaplamalarının bulunabilirliği çeşitli A.B.D. Sertağaç türlerinin bulunabilirliğine ve uygunluğuna bağlıdır. Türlerin çoğu soyulabilmektedir, fakat Amerikan ceviz gibi sert türlerin soyulması pek pratik değildir. Kiraz ve ceviz gibi, yetiştirme kaynağının kısıtlı olduğu yüksek değerli türler de hemen hiç soyulmamaktadırlar. Yüksek kalite kaplama uygulamalarına uygun kütükler hemen her zaman dilimlenmektedir. Amerikan Sertağaç kontrplak ihracat pazarlarında uzman ithalatçılar ve dağıtımcılar vasıtasıyla elde edilebilmektedir.

VI- SERTAĞAÇ KALIPLAMA ENDÜSTRİSİ
Kalıp, masif keresteden üretilmiş bir profilin makineden geçirilmesi ve pürüzsüz bir hale gelmesi isteniyorsa zımparalanması ile elde edilmektedir. Kalıplar ayrıca masif ahşaptan bir göbeğin (Sertağaç veya yumuşak ağaç) masif bir kalıp görünümünün verilmesi için Sertağaç kaplamasıyla sarılmasından elde edilen kompozit mamuller olabilirler. Amerikan Sertağaç kalıplama endüstrisi yapısı bakımından boyut ve bileşen endüstrisine benzerdir. Hatta uzman şirketlerin çoğu bu üç ürün türünün hepsini üretme yeteneğine sahiptir. Kalıp endüstrisi hem standart hem de özel yapım kalıp profillerle ilgili olarak öncelikle A.B.D. iç pazarına hizmet vermektedir. Bazı şirketler yumuşak ağaçlarda uzmanlaşırken bazıları Sertağaç kalıplar da üretmektedir. Uzman kalıp şirketleri Amerika Birleşik Devletleri’nin batı kıyısında yoğunlaşmış durumdadır, çünkü California, inşaat ve “kendin yap” sektörüne hizmet veren ürün imalatçıları (yani mutfaklar) ve dağıtım merkezlerinden kaynaklanan önemli bir tüketime sahiptir. Bazı Sertağaç bıçkıhaneleri üretimlerini çeşitlendirmiş, katma değer üretmek ve kazançlarını azamiye çıkarmak için kalıp yeteneğine de yatırım yapmıştır.

6.1 Üretim
Kalıplar müşteri taleplerine göre üretilmektedir ve bu, sıklıkla ayrıntılı çizimler ve net olarak tanımlanmış kalite kriterleri gerektirmektedir. Her yeni profil için, gerekli kesicilerin üretilmesinden kaynaklanan bir kurulum masrafı olmaktadır. Bu yüzden bir profilin ekonomik bir biçimde üretilmesi için asgari bir hacim gerekmektedir.

Sertağaç kalıp profillerinin birçoğu boyut küçük boyutludur, yani destekler, boncuklar, takozlar ve yaylardır; bu yüzden ya alt sınıf keresteden ya da başka kereste ve boyutlu ürünlerin artıklarından üretilebilmektedirler. Ayrıca 133.35mm eninde, özellikle kırmızı meşe ve lale ağacından pencere ve kapı çerçeveleri, süpürgelikler ve tavan başlıkları sıkça görülmektedir.

Geniş bir mobilya ve inşaat ürünleri yelpazesinde kabul görmüş olması ve yaygın bulunabilirliği nedeniyle kırmızı meşe Amerikan pazarındaki temel Sertağaç kalıp türüdür. Ticari Sertağaç türlerinin çoğu kalıplanabilir, fakat Amerikan ceviz, Kanada kavağı ve akçakavak gibi bazıları bıçağın hazırlanması, köşe kesimi ve besleme hızları açısından özel özen gerektirmektedirler. Lale ağacı ve ıhlamur gibi başka türler idealdir ve asgari teknik zorluk yaratırlar.

6.2 İhracat Özellikleri
Amerikan Sertağaç kalıp endüstrisi geniş ve karmaşıktır ve önemli miktarlarda keresteye erişimi vardır. Bu yüzden ihracat için geniş bir işlenmiş profil yelpazesi sunma yeteneğine sahip olup, talep edilen hacim, üretim ve sevkıyat için yeterli hazırlık süresi, türün bulunabilirliği, özellik ve boy gerekleri, renk seçimi ve doğal özelliklerin kabulü ne göre değişkenlik göstermektedir.

Genel olarak önceden cilalanmış kalıp stokları ihracat pazarlarında bulundurulmazlar çünkü bunlar çoklukla bireysel müşteri talebine göre imal edilirler. Bu yüzden uzman Sertağaç ithalatçıları ve acenteleri Amerika Birleşik Devletleri’ndeki üreticilerden sipariş üzerine Sertağaç kalıplar sağlayabilmektedirler.

Özellikle de özel boyutlar veya daha küçük üretim hacimleri için geniş bir Sertağaç kalıp profilleri yelpazesinin ihracat pazarlarındaki üreticilerden temin edilebilmesi olasıdır. Bu şirketler ithal Amerikan Sertağaç kerestesi stoklarından kalıp üretiminde uzmanlaşmışlardır.

VII- SERTAĞAÇ BOYUT VE BİLEŞEN ENDÜSTRİSİ
Boyut, belirli ölçülere göre yeniden imal edilmiş ve normalde iki ya da daha fazla yüzeyi düzeltilmiş kereste olarak tanımlanır. Bu levhalar müşteri tarafından belirlenecek boylarda, enlerde ve kalınlıklarda hassas olarak kesilebilmektedir. Bunlara sıklıkla boyuta göre kesilmiş boyut boşları adı verilmektedir. Ahşap bileşenleri bir bitmiş ürünün yarı veya tam işlenmiş parçaları olabilmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki boyut ve bileşen endüstrisi başta mobilya, mutfak ve doğrama imalatçılarının ihtiyaçlarına yanıt vermek ve kendi mobilyalarını kendileri yapan tüketicilere hizmet vermek için vardır.

Uzman üreticiler arasında bazı şirketler ya yumuşak ağaç ya da Sertağaç konusunda, diğerleri de her ikisi konusunda uzmanlaşmaktadırlar. Endüstrinin Sertağaç boyut ve bileşenleri üretme yeteneği, Sertağaç bıçkıhanelerinin ve üreticilerinin katma değerli üretime yatırım yapıp faaliyetlerini çeşitlendirmelerinin bir sonucu olarak artmaktadır. Bu üreticilerin birçoğu halihazırda sıkı kereste ihracatçılarıdır ve dolayısıyla bu gelişme ihracat potansiyelinin iyileştirilmesine yardımcı olmuştur.

7.1 Üretim
Yarı işlenmiş bileşenler başlangıçta kaba boyut boşlarıdırlar ve imalat prosesinde bir veya daha fazla adım daha ilerlerler. Bu proseslere perdahlama, tutkallama, kurtağzı yapma, zıvana yapma, traşlama, şekillendirme, zıvana açma ve oyuk açma dahil olabilir. Yarı işlenmiş bileşenlere örnekler kenarı tutkallı paneller, masif ve lamine karolar ve dolap çerçeveleridir. Tam işlenmiş bileşenler tamamen işlenmiş olup montaj öncesinde ek bir iş gerektirmeyen parçalardır. Tam işlenmiş bileşenlere örnekler dolap ve mutfak kapıları, masa ve sandalye bacakları, merdiven şaftları, masa üstleri ve kalıplardır.

A.B.D.’deki iç pazar için endüstri müşteri siparişine uygun üretilen geniş bir ürün yelpazesinin yanı sıra standart inşaat ve doğrama bileşenleri imal etmektedir. Temel olarak imalatçılar, ürün esnekliğini feda etmeden verimi artırabilecek optimizerler gibi ekipman ve teknolojilerden yararlanmak suretiyle daha alt sınıf kerestelerden faydalanabilmektedirler. Verim ayrıca kenar tutkallama ve kurtağzı gibi tekniklerle, bitmiş ürünün dengesinin iyileştirilmesi gibi ek yararlar da elde ederek iyileştirilebilmektedir. Kenar tutkallı ve kurtağızlı bileşenler Amerikan iç pazarında yaygın olarak kabul görmüştür ve çeşitli ihracat pazarlarında da yaygınlık kazanmaya başlamaktadır.

Ürün sınıfları genelde bireysel üreticiler tarafından belirlenmekte olup görünüm temellidirler ve kerestenin sınıflandırılmasında kullanılan birçok kriteri de kapsamaktadırlar. Sertağaç boyutlu ve bileşen alıcıları Ahşap Bileşenleri İmalatçıları Birliği “Boyutlu ve Ahşap İşçiliği için Kural ve Şartnameler”de belirtilen yönergeleri takip etme konusunda teşvik edilmektedir. Bu yönergeler boyutlu ve bileşenlerin belirlenmesi sırasında imalatçı, dağıtımcı, ihracatçı ve kullanıcı arasında anlaşma sağlanabilmesi için ortak bir temel oluşturmaları amacıyla konmuştur.

7.2 İhracat Özellikleri
İhracata yönelik boyutlu ve bileşenler isteğe göre üretilmektedir. Bu yüzden prensip olarak bulunabilirlik, her bir kalem için, imalatçının üretmesini ekonomik kılacak asgari bir hacimle sınırlandırılmaktadır. Boyutlu ve bileşenlerin bulunabilirliği ayrıca belli bir türün kereste miktarına da bağlı olacaktır. Elde edilebilen kerestenin sınıf ve özellikleri de üretilebilecek ürün türünü belirleyecektir.

İhraç edilen tipik boyutlu ve bileşen ürünlerine verilebilecek örnekler arasında zemin döşemesi imalatı için kaba kesilmiş boyutlu şeritler, mobilya ve mutfak imalatı için kenarı tutkallı paneller, mobilya ve mutfak imalatı için rendelenmiş boyut boşları , doğramacılık uygulamaları için kalıplar, Mutfak ve mobilya imalatı için dolap kapakları bulunmaktadır. Genel olarak boyutlular, boyutlu ve bileşenlerin bireysel müşteri isteklerine göre üretilmesinden dolayı ihracat pazarlarında stokta bulundurulmamaktadır. Bu yüzden uzman Sertağaç ithalatçıları ve acenteleri Amerika Birleşik Devletleri’ndeki üreticilerden sipariş üzerine ürün sağlayabilmektedirler.

Doğru Mobilya Tasarımı ve İç Mimarlık

MOBİLYA TASARIMI

Bir mobilyanın pazarındaki başarısı, o mobilyanın müşterinin ihtiyaçlarına ne derece uyum sağladığıyla orantılıdır. Tüketicilerin asıl ihtiyacını anlamadan tasarlanmış mobilyalar hiç satmayabilir. Örneğin bir koltuk tasarlıyorsunuz, müşteriler mobilya mağazanıza gelip koltuk modellerinize bakıyor ve satın almadan gidiyorlar. Halbuki koltuğunuz piyasadaki en kaliteli malzemeden, kumaştan ve işçilikten! Sizce ne oluyor? Eğer ürettiğiniz koltuk ; standartların ve insan ergonomisinin dışında ve sadece geniş metrekarelik salonlara uygunsa doğru bir mobilya tasarımı kategorisinde yer almıyor. Üzerinde kafa patlattığınız günlerce eskiz yapıp, beğenmeyip ve tekrar tasarladığınız o koltuk müşterinin ihtiyacını karşılamıyor.. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, fiyatta indirim yapın hiçbir işe yaramaz, müşteri o koltuğu kolay kolay almaz.

Bu basit gözüken satış politası uygulandığında, ürün tasarlayan iç mimarın başarısızlığına yol açıyor.

Neden sorusu ?

Neden sorusunu çocukluğumuzda yaptığımız gibi tekrar tekrar sormak ürünü doğru tanımlamak için önemlidir. Tahminlerimizi bir kenara bırakıp, yanıtını bilmediğimizi düşünsek de bir kez da “NEDEN?” diye sormak bizi başkarının bakıp da göremediğini görmeye götürür. Örneğin, iç mimarlık ofisinizde koltuk döşemesi için kumaş satıyorsunuz, bir müşteriniz geldi ve beyaz renkte saten kumaş istedi. “Neden?” diye sordunuz. “Puanlı ve kiremit saten kumaşla kullanacağım da..” dedi. Tekrar “Neden?” diye sordunuz. “Koltuğumun döşemesini değiştireceğim de..” dedi. Son bir defa, “Neden?” dediniz. Bu kez “Evime uygun koltuk bulamıyorum..” diye yanıtladı. Müşterinin asıl istediği koltuğu mobilya mağazalarında bulamamış olması; onlarca mağaza içerisinden iç mekanına uygun bulamaması sonucunda son çare olarak tüm zorlukları göze alıp yeni koltuk almak yerine eski koltuğunu kendi seçtiği kumaşlarla tekrar döşetmek istemesi.. Müşteri ile ilgilenen iç mimar buradan sonuç olarak müşterilerin mekanına, zevkine ve ergonomisine uygun mobilyalar bulamamış olması ve eski koltuğunu değerlendirmek istemiş olmasını çıkarır.

Mobilya sektörü için gözardı edilen bir hususa değinecek olursak; satış yaptığı yörenin analizi, geleneği ve göreneğini bilmeden tasarımların yapılması ürünlerinin satılmaması gibi kötü bir sonuca neden olabilir..

Müşterinin almak istediği mobilyanın doğru özelliklere sahip olabilmesi için bölgedeki yapıların iç mimarlar tarafından incelenmiş olması gerekir.

Ne yapılmalı ?

Neden sorusuyla müşterinin asıl “almak istediği ürünü” öğrenmeniz, tasarlanacak ürünlerin özelliklerinin müşterinin ihtiyacına yanıt vermesini sağlayacaktır. Her müşteri yaşam alanına uygun mobilyaları arar. İhtiyaçlarını karşılayacak müşteri memnuniyeti yaratacak mobilyalar ister. Müşteri, istediği özellikleri olan mobilyayı veya ürünü satın alarak beğenisini gösterir, oy verir. Tam tersi durumdaysa kumaş örneğinde olduğu gibi – mobilya mağazalarından mobilya satın almaz ve sizde bu seçimini o aşamada değiştiremezsiniz. Tek çareniz, eğer imkanınız varsa bulunduğunuz şehrin yeni yerleşim ve eski yerleşim yerlerini gezip, analizini yapıp yöreye ve yaşama şekillerine göre tasarımlara baştan başlamak ve müşterinin istediği ürünleri tasarlamaya çalışmaktır.

Hedef müşteri kesimi ?

Mobilya firmalarında çok duyduğumuz pazarlama terimlerinden biri “hedef müşteri kesimi“, belki işinizin başarısı için en önemli kavramlardan birini ifade eder. Fakat bu, girişimcilerin uygulamakta önemli sorun yaşadıkları bir konudur. Klasik tasarlama derslerinde ne zamandır öğretilen, müşteri kesiminin istatistiksel verilere dayanılarak belirlenmesidir. Örneğin ; sosyal, ekonomik, demografik vb.. Yani tasarım aşamasında yaş, cinsiyet, gelir seviyesi gibi özelliklere göre.. Bu veriler genelde kolay elde edilebilir olduğundan ve herkes de bu yöntemi kullandığı için tasarımcıların, durup düşünmeden hedef müşteri tanımlamakta ilk tercih ettikleri yol olur. Ama bu tercih iç mimarlar için ölümcül bir yanlıştır.

Durum odaklı tasarım

Son senelerde bu yönetimi kullanıp da başarısız olan bir çok girişime bakanlar farklı yöntem geliştirdiler. Müşteri kesimlerinin belirlenmesinde “müşterinin ürünü hangi durumda kullandığına” bakmak doğru yöntem oldu. Müşteri, yaptırmak istediği tasarımı, tasarımın özelliklerinin doğru tanımlanmasını sağlar. İstatistiksel veriler pazar büyüklüğünü tahmin etmek için kullanılsa da, tasarım yapılırken ve tasarımın kullanım alanları geliştirirken yapılması gereken, müşterinin “ihtiyacına göre tasarım” o tasarımın satışının artmasının oranını belirlemektedir. Müşteriyi tam memnun eden tasarım, “doğru tasarım” ancak bu şekilde odaklanınca tasarlanabilir.

Doğru analiz

Şehir, kültür ve yapı analizi belirlenmeden tasarım belirlenirse, tasarım-müşteri uyumu sağlanamaz ve satış zayıf olur. Belki müşteri tasarımlarınıza bakar ama almadan gider.. Tasarımınız çok iddialı olsun, ama müşteri yaşam alanına uygun bir tasarım arıyorsa “tasarım” müşteri için tasarımlıktan çıkar. Koltuk tasarımı sizce her mekana uyum sağlayabilir aynı zamanda müşterinizin iç mekanına da uyum sağlarsa yaptığınız işlerde müşteri memnuniyetini yakalamış olursunuz.

Doğru yöne gitmek

Başarıyla başarısızlık arasındaki fark işin ayrıntılarında gizlidir. Tasarımcılar olarak hepimiz, bu söyleşimde anlattığım ve basit gibi görünen bu kavramı bildiğimizi düşünsek de, birçok tasarımcının “ihtiyacı doğru okumadan” yola çıktığını ve yolun başından başarısızlığa mahkum olmuş işlere saplandığını görüyorum. İhtiyacı doğru okumak, tasarımcıya doğru çözümü yaratmaya yönlendirir. Yapılan işleri doğru yöne götürür. Doğru çözüm ise müşteri memnuniyetini kazanmayı sağlar. Tasarımcıyı başarıya götürür.

 

kaynak: www.icmimaritasarim.com.tr

Amerikan Sertağaçları ve Kullanımları

Tür çeşitliliği: Amerikan sertağaçları tüm dünyadaki tür uzmanlarına, üreticilere ve nihai kullanıcılara cevizin, kızılağacın, karaağaç, kiraz ve kızıl meşenin sıcak, koyu tonlarından ak meşe, akağacı ve dişbudağının daha açık tonlarına kadar değişen geniş bir renk, lif yapısı ve karakter çeşitliliği sunmaktadır. Sadece AHEC Tür kılavuzunda 20’den fazla ticari tür bulunmaktadır ve üreticiler için esas avantaj, pek çok türde hem kaplama malzemesi hem de yekpare kerestelerin bulunması ve böylece her türlü projeye uygun ağacın bulunmasını kolaylaştırmasıdır.

Standart Sınırlandırma: Amerikan sertağaçları, tüm sertağaç endüstrisince kabul görmüş olan bir dizi standart Sınıflandırma Kurallarına göre satılırlar. Bu kurallar Ulusal Sertağaç Kereste Birliği (NHLA) tarafından 100 sene önce oluşturulmuştur;  hem alıcının, hem de satıcının tekrar tekrar başarılı alışverişler yapabildiği ortak bir dil ve tutarlılık sağlamaktadır.

Sürdürülebilirlik: Hiçbir ülke, Amerikalıların sertağaç ormanlarının sürdürülebilirliğinde gösterdiği başarıya ulaşamaz. İyi Yönetim Uygulamalarına (BMP) sadık kalınması sayesinde, Amerika’daki sertağaç ormanları canlı ve sağlıklı bir kereste kaynağı sağlamanın yanı sıra, hem çok geniş bir vahşi hayvan nüfusunu, temiz nehirleri ve akarsuları ve pek çok mesire yerini de içinde barındırmaktadır. ABD’deki yetişen net sertağaç stoku 1953 yılında 184,090 milyon kübik fit iken, 2007 yılında bu rakam neredeyse 400,000 milyon kübik fite ulaşmıştır.

Sertağaçlar çok çeşitli uygulamalarda kullanılabilirler. Sertağaçlar için en önemli uygulama kategorilerinden bazıları aşağıda sıralanmıştır.

İç Doğrama

Sert agaçlar, tavan ve duvar kaplama, kapilar, bölmeler, merdivenler, tirabzanlar, iç pencere çerçeveleri, gömme dolaplar, süpürgelik çerçeveleri, pervazlar ve kaplama panelleri de kapsayan pek çok iç dograma tasariminda yaygin olarak kullanilir.  Bir tür seçmeden önce, o türün yapistirma, cilalama ve makinede isleme özelliklerinden emin olmak büyük önem tasiyabilir.  Ayrica, bazi türlerin, çevredeki nemin degisebilecegi kosullarda digerlerine göre daha dayanikli oldugu da unutulmamalidir.  Ticari olarak en yaygin Amerikan Sertagaç türleri son derece yüksek standartta islenir ve cilalanir ve pek çok iç dograma uygulamasina uygun farkli spesifikasyonlarda bulunur.  Akçaagaç ve disbudagin açik ve pürüzsüz renginden, kiraz, kizilagaç ve kirmizi hus agacinin kizil tonlarina ve karacevizin koyu yogun kahvesine kadar çok çesitli renklere sahiptir.

Mobilya

Sert agaçlar genellikle her sekil ve stilden yüksek kaliteli mobilyalar üretenlerin baslica tercihidir.  Genis dogal renk ve doku yelpazesi sayesinde, pek çok ortama uyum gösteren görüntü ve modeller yaratmaya olanak verir.  Yüzey görünümlerini degistirmek için pek çok tür renklendirilebilir.  Bir tür seçmeden önce, o türün yapistirma, cilalama ve makinede isleme özelliklerinden emin olmak büyük önem tasiyabilir.  Amerikan sert agaçlari pek çok mobilya uygulamasi için idealdir ve toplu üretilen masa ve sandalyelerden, müsteriye özel tasarlanip elle isçiligiyle yapilan ve bir ömür boyu kullanilmasi amaçlanan ürünlere kadar tüm dünyada görülür.

Yer Döşeme

Ahsap yer döseme sadece verdigi sicaklik duygusu ve görünümü nedeniyle degil, ancak pratik olmasi ve dayanikliligi nedeniyle de giderek daha çok popüler hale gelmektedir.  Ahsap yer dösemeleri artik bir yatirim olarak görülmekte ve eve deger katabilmektedir.  Elbette ki ürünlerin kaliteleri, performanslari ve fiyatlari çesit çesittir ve bu nedenle, belli uygulamalar için dogru ürünü seçmek çok önemlidir.  Sertagaç türlerinin pek çogu dogal olarak zor asindigindan, yer dösemesinde yaygin olarak kullanilir.  Kirmizi mese gibi, pek çok Amerikan Sertagaç türünün baslica yer döseme türü oldugu bilinmektedir.  Ak mese, disbudak, hikori ve tabi ki en dayaniklilarindan olan sert akçaagaç özellikle spor salonlari ve spor sahalari için idealdir.  Kiraz ve ceviz gibi biraz daha yumusak türler bile, yogun insan trafigi olan alanlarda kullanilabilir ve kaplama ve cilalama ile performanslari artirilabilir.

Dış Doğrama

Dis uygulamalarda, seçilen kereste türünün çürüme ve asinmaya karsi gerekli korumaya sahip olmasi önemlidir.  Potansiyel risk uygulamasini gelistirmek, nasil bir koruma gerektigini belirleyecektir.  Örnegin, güneye bakan ve günes isigina fazlaca maruz kalan bir dogramada bozulma riski daha fazladir.  Yerle temas ve denizde kullanim en tehlikeli kosullardir.  Tüm türlerin diri odununun (agacin genellikle daha açik renkli dis kenari) dayanikli olmadigi ve bazi nemli ortamlarda kolayca çürüyecegi ve bozulacagi unutulmamalidir.  Eger diri odun kullaniliyorsa, malzeme uygun koruyucu maddelerle desteklenmelidir.  Bazi sert agaçlarin öz odunu, çürümeye karsi dogal bir dayaniklilik gösterir ve bu türler dayanikli türler olarak siniflandirilir.  (Dayaniklilik dereceleri degisiklik gösterebilir). Ancak, islem görmeleri kaydiyla, dayaniksiz Sertagaç türleri de dis dogramalarda kullanilabilir.  Islem görmüs sert agaçlar genellikle, koruyucudan maksimum performans elde etmek için bir kaplama veya cilalamaya ihtiyaç duyarlar. Ancak, mese gibi dogal olarak dayanikli türler dogrudan açik havaya maruz birakilabilir.

kaynak: www.americanhardwood.org

Kagir Sistemleri Destekleyen Ahşap Yapılar ve Bozulma Nedenleri Üzerine Bir Çalışma

GELENEKSEL TÜRK KONUTUNDA KULLANILAN VE KÂGİR SİSTEMİ DESTEKLEYENAHŞAP YAPISAL ELEMANLARIN ÖNEMİ VE BOZULMA NEDENLERİ

1. GİRİŞ

Geleneksel Türk konutunda mahremiyet olgusundan ötürü hayatta gelişen yaşantının içe dönük olması gerekliliği, zemin katların ve avluyu sınırlandıran duvarların masif kargir duvarlarla üretilmesini gerekli kılmıştır. Bu masif taş dokusunu bozan tek eleman yine dolu olarak üretilen ahşap avlu kapıları olmuştur. Konutlar güneye ve manzaraya yönlenirler ve bu anlamda güney, güney batı cepheleri zemin katlarında devam eden bu masifliğe karşıtlık oluşturacak biçimde hafif, narin ve geçirgen olarak sokağa ve avluya açılım sağlarlar. Türk konutunu farklı ve özgün kılan mekanların bu biçimde sokağa akmalarının yanında kargir malzeme ve ahşabın biraradalığıdır. Bu şeffaflığın zıtlığı kuzey ve güneydoğu cephelerinde kendini gösterir ve yapının rüzgar, yağmur, soğuk gibi faktörlerden uzak tutulabilmesi için, bu yüzeylerde kargir duvarlar çatı hizasına kadar devam ettirilir. İki veya üç kat yüksekliğinde kargir duvarların üzerinde ahşap lento elemanlar yardımı ile açılan küçük açıklıklar servis mekanlarını aydınlatır. Bu yüzeylerde mekanları ısıtan ocaklara ait bacaların duvarları da kargir duvarı tamamlayan öğelerdendir.

2. KARGİR YAPILARDA KULLANILAN AHŞAP YAPI ELEMANLARI VE KULLANIM BİÇİMLERİNİN TANIMLANMASI

Kargir yapılarda ana yapı malzemesi çoğunlukla taş, bazen de yöresel farklılıklardan ötürü kerpiç olabilmektedir. Batı Anadolu’da yer almalarına rağmen Kula ve Birgi gibi yerleşimlerde kargir duvar örgüsü yöresel taş malzeme iken, Sığacık yöresinde zeminden 60 cm yüksekliğe kadar taş örgü ile oluşturulan kargir duvarın devamı kerpiç örgü ile tamamlandığı görülmektedir. Kargir duvarlar beden duvarlarını oluştururken yapıların döşemeleri, döşemenin bir uzantısı olarak düşünülebilecek olan ahşap çıkmaları ve çatı konstrüksiyonu ahşap malzeme ile inşa edilmektedir. Kargir duvarlar;
Ahşap hatıllar
Ahşap döşemeler ve çatı sistemi tarafından desteklenmektedir.
Kargir duvarları destekleyen en önemli eleman ahşap hatıllardır denilebilir. Duvar örgüsünün içinde ve bitiminde ya da pencere/kapı gibi açıklıkların üzerinde kullanılan biçimiyle (lento) bu yatay elemanlar sistemin önemli bir parçasıdır. Ahşap döşemeler ve çatı sistemi ise; yığma duvarları yatay düzlemde bağlayarak taşıyıcı çerçeveyi tamamlarlar.

2.1. Ahşap Hatıllar ve Lentolar

Genellikle duvar örülürken içerisine yerleştirilen ve en kesit yüksekliği oldukça küçük olan ahşap hatıllar geleneksel örneklerde yaklaşık 1 metre aralıklarla görülürler ve köşe noktalarda birbirlerinin üzerine bini yapacak şekilde birleştirilirler. Özelikle taş örgünün düzgün olmadığı durumlarda (kaba yonu taşlar ya da moloz taş kullanımı gibi), ahşap hatıllar duvarın belirli aralıklarla aynı seviyede birleştirilmesi/ bir arada tutulması görevini üstlenirler. Kargir duvarların genişliğinin kullanılan ahşap elemanın genişliğine görece daha kalın olması; destek amacı ile belirli aralıklarla yerleştirilen ahşap elemanların hem duvarın iç yüzeyinde hem de dış yüzeyinde çift yönlü kullanılmasına neden olmaktadır. Duvarın iç ve dış yüzlerine yerleştirilen ve duvar boyunca devam eden bu ahşap hatılların, bazı örneklerde yer yer duvara dik doğrultuda ahşap elemanlarla birleştirildikleri de görülmektedir. Ekonomik ya da coğrafi koşulların taş kullanımına olanak vermediği durumlarda/bölgelerde tuğla ve özellikle de kerpiç malzemeli kargir yapıların duvar örgüsü içinde de benzer şekilde ahşap hatılların kullanıldığı görülmektedir. Söz konusu destek elemanları kare ya da dikdörtgen en kesitli olup geniş kenarları üzerine oturtulmaktadırlar.

Kargir duvarlar içerisinde destek elemanı olarak ahşap hatıl kullanımının 2500 yıldır uygulanan bir yöntem olduğu bilinmektedir. Kalın kargir duvarların düşey yükler altında şişip açılmasını önlemek amacıyla belli seviyelerde düzenlenen hatıllar, duvar yüzlerini birbirine bağlayıp sağlamlaştırmanın yanında duvarın yükseklik/kalınlık oranını azaltmakta ve ilk çatlağın oluşacağı yeri belirleyerek çatlakların yapıya tehlike oluşturacak şekilde bir başka yerde ortaya çıkmasını önleyici rol üstlenmektedirler. Ahşap hatıl kullanılması durumunda karşılaşılan en büyük sorunlardan biri; ahşabın zaman içinde çürümesi, kargir malzemenin bünyesindeki su etkisiyle şişip sonra kuruması sonucu duvarda oturmalara yol açmasıdır.

Yığma kargir yapıların günümüzdeki inşası açısından bakıldığında, 2007 yılında yürürlüğe konan Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmeliğin 5. Bölümünde yığma binalar için depreme dayanıklı tasarım kurallarının anlatıldığı görülmektedir. Ancak bu yönetmelikte inşa edilecek yığma kargir yapılar için ahşap hatıl ya da döşeme kullanımı söz konusu değildir. Yalnızca kerpiç malzemenin kullanıldığı yığma kargir yapılar için ahşap hatıl kullanımı tariflenmektedir. Yönetmeliğe göre, kerpiç yığma duvarlarda ahşap hatıl yapıldığı durumlarda, 100 mmx100 mm kesitindeki iki adet kadron, dış yüzleri duvar iç ve dış yüzeyleri ile çakışacak aralıkta konulacaktır. Bu kadronlar boylamasına doğrultuda 500 mm’de bir 50 mmx100 mm kesitinde dikine kadronlarla çivili olarak birleştirilecek ve araları taş kırıntıları ile doldurulacaktır. Kerpiç duvarlı binalarda kapı üst ve pencere üst ve altlarına ahşap lento yapılabilir. Ahşap lentolar ikişer adet 100 mmx100 mm kesitinde ahşap kadronla yapılacaktır. Ahşap lentoların duvarlara oturan kısımlarının her birinin uzunluğu 200 mm’den az olmayacaktır (Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, 2006). Yönetmelikle tariflenen kerpiç yapılardaki yatay hatılların düzenlenmesi ile ilgili ilkeler, gerçekte geleneksel konutlardaki sistemle benzerlik göstermektedir. Geleneksel konutlarda zarar görmüş ya da güçlendirilmesi gereken örneklerde bu ilkeler doğrultusunda önlemler almak doğru olacaktır.

2.1.1. Ahşap Hatılların Deprem Dayanımına Katkısı

Kargir duvarları desteklemek amacıyla kullanılan ahşap hatılların yapının deprem dayanımına oldukça önemli ölçüde etkisi olduğu bu konuda yapılan araştırmalarda gösterilmiştir. Hughes tarafından yürütülen çalışmada, üç farklı model deprem sehpası üzerinde test edilmiştir. Üç örnek de taş malzeme ile oluşturulmuş yığma yapılardır. İlk örnekte açıklıklar üzerinde ahşap lentolar kullanılmış ancak duvarlarda başka bir destek elemanı kullanılmamıştır. İkinci örnekte ise yapı üç farklı yükseklikte betonarme hatıllarla desteklenmiş ve köşe taşları kullanılmıştır. Lentolar da betonarmedir. Üçüncü örnekte ise duvarlar üç farklı kotta ahşap hatıllarla desteklenmiş, yine köşe taşları kullanılmış ve açıklıkların üzerinde ahşap lentolar yerleştirilmiştir.

Deprem testi sonucunda, ilk örnek ciddi hasar görmüştür. Hatıllarla desteklenen örneklerde ise kısmi hasarlar görülmüş, ahşap hatılların kullanılması durumunda taş duvarın bileşenlerinde bozulmalar görülürken, betonarme hatılların kullanıldığı örnekte bozulmalar daha çok betonarme elemanların kendisinde oluşmuştur. Bu sonuç da ahşabın betonarmeye oranla esnek davranışının bir kez daha kanıtlanması olarak yorumlanabilir.

2.2. Geleneksel Konutlarda Ahşap Döşeme ve Çatı Konstrüksiyonu

Geleneksel konutlarda, kat döşemeleri ve çatı daha önce de belirtildiği gibi ahşap malzeme kullanılarak inşa edilen önemli yapı elemanlarıdır. Döşeme ve çatı, yığma kargir yapılarda, yatayda bağlayıcı olarak görev üstlenmektedirler. Kargir duvarlar üzerine bazen doğrudan, bazı örneklerde ise ahşap yastıklar aracılığıyla oturtulan ahşap kirişli döşemeler tek doğrultuda çalışmaktadırlar.

Geniş açıklıkların geçilmesi durumunda, ahşap döşemede düşey yüklerin etkisiyle titreşim özellikleri görülebilmektedir. Geniş açıklıkların geçileceği durumlarda; döşeme kirişleri döşendikleri yönün ters istikametinde genellikle mekanın ortasına yerleştirilmiş bir ana kirişin üzerine döşenerek boylarının kısaltılması sağlanır. Bu ana kirişin kesiti; 18/18-20/20cm ebatlarında olabilir. Bu durum böyle iken, döşeme kirişleri ortalama 50-60cm aralıklarla yerleştirilen daha küçük en kesitli (geçtiği açıklığa ve elemanın işlenip işlenmemesine göre 6/12-8/12-8/10cm kesitinde) ahşap elemanlardır. Döşeme kirişleri genellikle, ahşap yastık
kiriş elemanın üzerine oturtularak iki kat arasında yerlerini alırlar. Kirişlerin yerleştirilmesinin ardından kirişlerin üzerine konulan ikinci bir yastık kirişi, ikinci katın duvar konstrüksiyonunun oluşturulmasında kolaylık sağlayacağından bazı örneklerde kullanım görmüştür. Bazı durumlarda da ki bu genellikle rastlanılan bir uygulamadır, yastık kiriş elemanının hiç kullanılmadığı tespit edilmiştir.

Geleneksel Türk konutlarında kullanılan ahşap elemanlar genellikle basitçe işlenmektedir. Hatta bazı örneklerde özellikle de döşeme kirişlerini destekleyen ana kirişlerin dairesel kesitli olarak kullanıldığı da görülmektedir. Özellikle köylerde ağacın işlenmeden, sadece kabuğu soyularak kullanıldığı gözlenebilmektedir.

Çatı konstrüksiyonu ise basitçe döşemede kullanılan sistemin eğimli olarak tekrarlanması olarak tanımlanabilir. Genellikle, çatı kırma çatıdır ve dört yöne eğimlidir. Çatı kaplaması olarak kullanılan kiremit örtüsüne uygun eğimi sağlamak için genellikle oturtma çatı konstrüksiyonu kullanılır. Çoğu zaman ahşap çatı konstrüksiyonunda kullanılan elemanların doğada bulunduğu biçimi ile yapıda kullanıldığı gözlemlenmiştir. Ahşap dikmeler yaklaşık 1,5-2,5 m aralıklarla, taşıyıcı duvar olmadığında, ahşap kirişler üzerine yerleştirilirler. Ahşap mertekler, aynı ahşap döşemede olduğu gibi, ortalama 50-60cm aralıklarla kiremit örtünün altında yerlerini alır. Çoğu örnekte tavan kaplaması da ahşaptır ve bu kaplama döşeme kirişlerine benzer biçimde tavan kirişleri tarafından taşınır.

Geleneksel Türk konutunun simgesel elemanı olan ahşap çıkmalar, kargir örneklerde de sıklıkla görülmektedirler ve konstrüksiyon ahşap elemanlar kullanılarak oluşturulmaktadır. Genellikle çıkmaların oluşturulmasında, döşeme kirişleri 45-50 cm uzatılmakta, cephede dikmeler uzatılan döşeme kirişlerine taşıtılan taban üzerine oturmaktadır. Sıklıkla çıkmaların ana ve/veya ara dikmeler hizasındaki payandalarla (eliböğründe) desteklendiği görülmektedir. Bazı örneklerde çıkmaları taşıyan elemanların basit kurgusu gözlemlenirken bazı örneklerde çıkmaları destekleyen diyagonal elemanlar farklı profillere sahip olabilmekte ya da çıkmanın alt bölümü bağdadi teknikle kapatılarak sıvanabilmektedir.

2.2.1. Ahşap Döşemelerin Deprem Dayanımına Katkısı

Özellikle deprem etkisi düşünüldüğünde, binalarda oluşan yapısal hasarın en önemli nedenlerinden bir de mevcut ahşap kirişli döşeme sisteminin deprem anında binanın düşey taşıyıcı elemanlarına yükü gereği gibi aktaramamasındır. Mevcut ahşap döşeme sistemi diyafram etkisi gösterememektedir. Döşeme sisteminde diyafram özelliğinin yetersiz olması durumunda duvarlar kat yüksekliklerinin daha üstünde bir boya sahipmiş gibi davranacaklarından yatay yükler altında yer değiştirmeler sınır değerlerin oldukça üstüne çıkabilmektedir.

Ayrıca, birinci kat döşemesini oluşturan kirişlerin zemin kat duvarının üzerinden dışarıya doğru uzatılmasıyla oluşturulan ahşap çıkma, zemin kat duvarının üzerine binen ağırlığının getirdiği basınç kuvveti ile yapıya yanal yüklere karşı ilave bir dayanım kazandırmaktadır.

3. AHŞAP ELEMANLARDA MEYDANA GELEN BOZULMALAR VE NEDENLERİ

İlk bakışta çok dikkat çekmese de, yığma kargir konutların bünyesindeki ahşap destek elemanlarında oluşan deformasyonlar/bozulmalar sonuçta tüm taşıyıcı sistemi, dolayısıyla da yapının bütünlüğünü etkilemektedir.

Yapının bütünlüğünün korunması açısından ahşap elemanlarla desteklenen yığma kargir yapılarda, sistem elemanlarının birleşim detayları, yapının yanal yüklere karşı dayanımı, üst örtünün (çatı konstrüksiyonunun) yapısal sistemi ile olan bağlantısının sağlanması önem taşımaktadır. Bu bağlamda;

ahşap hatılların ve ahşap ara kat döşemelerinin ahşap elemanlarının doğru kurgulanması, detaylarının doğru üretilmesi ve zarar görmemesi,

ahşap yapı elemanlarının hem birbirleri ile hem de kargir yapı elemanları ile bağlantı detaylarının sağlamlığının sağlanması,

ve ahşap çatının yapıyı fiziksel etkenlerden korumanın ötesinde, döşemelere benzer şekilde yatay bağlayıcı olarak görev yapabilmesi için monolitik olarak inşa edilmesi, önem kazanmaktadır.

Yukarıda tariflendiği biçimi ile ahşap elemanlar ve kargir yapı elemanları bir bütün olarak doğru bir biçimde çalıştıklarında ve periyodik olarak tüm sistemin bakımının devamlılığı sağlandığında, geçmiş yaşam biçimimizin mekansal kurgusu, geleneksel yapım teknikleri, sanat anlayışının ender kalan örneklerinin geleceğe aktarılması hususunda yaşanan sorunlar minimuma indirgenecektir. Söz konusu elemanların bozulma nedenleri çok çeşitlidir, fakat bu sorunlar yumağına çok genel olarak üst ölçekte bakıldığında karşımıza temel sorunlar olarak;

Fiziksel Etkenler Biyolojik Etkenler Kimyasal Etkenler ve
İnsan Kaynaklı Bozulmalar çıkmaktadır.

Çalışma kapsamında yapılan değerlendirmelerde ahşap yapı elemanlarının bozulmasına neden olan etkenler bu başlıklar altında irdelenmiştir.

3.1. Fiziksel Etkenler

Yağmur, kar, sıcaklık değişimleri, UV ışınları, rüzgar gibi iklimsel etkilere açık olan bir ahşabın görünümü değişir, birleşim yerleri açılır; yarılma, çatlama, burulma gibi bozulmalar meydana gelir. UV ışınlarının ilk etkileri malzemenin renginde ortaya çıkar. Işınların etkisiyle malzeme, daha açık ya da daha koyu tonlarda renk değişimine uğrar (İBB Koruma Uygulama Denetim Müdürlüğü.

Çoğu zaman yapılarda görülen bozulmalar kullanıcıların başka mekanlara taşınmaları yapının terk edilmesi sonucu gerekli basit onarımların yapılmaması ve yapı elemanlarının atmosferik koşullar ve zararlılara doğrudan maruz kalmasıyla oluşmakta ya da hız kazanmaktadır. Genellikle kiremit örtünün zarar görmesi sonucu, yağmur suyu yapının içerisindeki elemanlara ulaşmakta, nem dengesinin bozulmasıyla çatıdan başlayarak ahşap elemanlarda renk değişimleri, giderek de çürüme etkisi görülmektedir. Artan nem miktarı ahşap elemanların bünyesinde mantarlanmalara uygun ortam oluşturmakta ya da önceden oluşan mantarlanmaları hızlandırmaktadır.

Genel olarak geleneksel konutların ahşap elemanlarla desteklenmesi ya da ahşap karkas olarak inşa edilmesi nedeniyle rüzgar ve deprem yüklerine dayanımlarının oldukça iyi olduğu söylenebilmektedir. Bu özellikleri incelenen yörelerdeki geleneksel konutların günümüze kadar ulaşmasında en önemli etkenlerden birisidir. Ancak bazı ahşap elemanların, kullanılan malzeme ya da eleman kesitlerinin basit işçiliği ve ek olarak da bakımsızlığın etkisiyle yatay yükler karşısında bozulmaya uğradıkları da gözlemlenmektedir.

3.2. Biyolojik Etkenler

Ahşap malzemenin bozulmasına neden olan biyolojik faktörleri; bakteriler, mantarlar, böcekler, deniz canlıları, kuşlar ve memeliler olarak saymak mümkündür. Ayrıca yosunlar, algler ve likenler de ahşap malzemeye zarar verir (İBB Koruma Uygulama Denetim Müdürlüğü. Çalışma kapsamında ahşap yapı elemanlarında meydana geldiği sıkça gözlemlenen biyolojik bozulmalar ise mantar ve böceklerin etkisidir.

Bakteri ve mantar etkisi sonucu oluştuğu düşünülen ve yaygın olarak görülen bozulmalar elemanlardaki renk değişimi ve çürümedir. Öte yandan, incelenen bazı yapılarda, ahşap elemanlarda çeşitli böceklere ait deliklere ve elemanlarda kesit kaybına rastlanmıştır.

3.3. Kimyasal Etkenler

Kimyasal maddelerin, ahşabın hücre duvarına ulaşma oranı kimyasal bozulmanın boyutunu belirler. Genellikle kimyasal maddeler ahşabın rengini değiştirir. Uzun süre alkali etkisine maruz kalan malzeme zayıflar, hemiselüloz ve lignin erir, liflerde ayrılma meydana gelir. Yangın da ısıya bağlı bir kimyasal bozulmadır ve en sık karşılaşılan sorunlardan birisidir.

Genellikle çıkan yangınlarda kargir duvarlar çok büyük zarar görmese de, lento, hatıl gibi duvarın ayakta durmasını sağlayan ahşap elemanların zarar görmesi sonucu yapıda büyük hasarlar oluşmakta, kargir duvarları bir arada tutan ahşap elemanların taşıyıcılığını kaybettiği durumlarda ise, kargir duvarlarında yıkıldığı gözlemlenmektedir.

3.4. İnsan Kaynaklı Bozulmalar

İnsan kaynaklı nedenlere bağlı bozulmalar; Tasarım ve Uygulamada Yapılan Hataların Etkisi, Hatalı Onarım Etkisi, Fonksiyon ve İhtiyaç Değişikliklerine Bağlı Yapılan Hatalı Düzenleme Etkisi ile Bakımsızlık ve Terk Etkisi gibi başlıklar olarak sıralanabilir.

Genellikle yörede bulunan ağaç türleri, yapı elemanının kullanılacağı yere ve işlevine uygun olarak seçilmiş olsa da geleneksel Türk konutunda kullanılan basit yapım teknikleri ve bazı yapılardaki işçilik eksiklikleri de ahşap elemanların zarar görmesinin en önemli nedenlerindendir. Özellikle de taşıyıcı işlevi olan döşeme kirişi gibi elemanlar, kargir duvarlar ile doğrudan bağlantılı olduklarında, kargir malzemenin bünyesindeki sudan da etkilenmektedirler. Çoğu geleneksel yapıda, özellikle de kullanıcıları düşük gelir seviyesine sahip olan örneklerde ahşap elemanların doğrudan kargir yapı elemanları üzerine oturtulduğu, başka bir bağlantı elemanı kullanılmadığı ve buna bağlı bozulmalar oluştuğu gözlemlenmektedir.

Konutlarda kullanılan bu basit yapım teknikleri, Türklerin göçebe toplum geleneğinin bir yansıması olarak değerlendirilmektedir. Çünkü kullanılan bu basit yapım teknikleri ile inşaat süreci hızlanmaktadır. Öte yandan, dünyadaki insan yaşamının geçici olduğu inancı da konutların uzun süre ayakta kalması öngörülerek değil, o günkü ihtiyaca cevap verecek nitelikte inşa edilmesi sonucunu doğurmuştur.

İncelemeler sonucunda, geleneksel konutlarda ortaya çıkan bozulmalar en çok terk edilen örneklerde görülmüştür. Büyük şehirlere göçler ya da aile büyüklerinin vefatı gibi etmenlerle terk edilen konutlardaki ahşap elemanlar zamanla periyodik bakımları yapılmadığından atmosferik etkilere doğrudan maruz kalmaktadırlar. Atmosferik koşulların etkisiyle zarar gören ahşap malzeme biyolojik etmenlerin etkisine de açık hale gelmektedir.

Öte yandan bir diğer önemli etken ise, bozulan elemanları yenilemek ya da ihtiyaç değişikliklerine cevap verebilmek amacıyla konutlara yapılan yanlış müdahalelerdir. Ahşap malzemenin niteliklerinin yeterince bilinmemesi ve yapım sisteminin kendine özgü özellikleri olduğunun bilinçli / bilinçsiz göz ardı edilmesi sonucunda ortaya çıkan hatalı onarımlar nedeniyle bir yandan yapı tarihi ve estetik değerini yitirmekte, hatta zaman zaman yapının/elemanın taşıyıcılık işlevi de zarar görmektedir.

4. SONUÇ

Yapılan bu çalışma ile ahşap destek elemanlarının geleneksel kargir yapılardaki önemli rolü bir kez daha vurgulanmak istenmektedir. Ülkemizde, yangına, zararlı organizmaların etkisine maruz kalması ya da yalnızca kullanılan basit birleşim detayları gibi etkenlerin biri ya da birkaçının bir araya gelmesi sonucu zarar gören ahşap elemanların bulunduğu yapılarda kullanılan onarım ya da yenileme yöntemi genellikle zarar gören elemanların yenileriyle değiştirilmesi olmaktadır. Ancak çoğu zaman bu kolay bir çözüm değildir. Çünkü ahşap elemanların zarar görmesi yapı bütününü etkilemekte dolayısıyla yapının neredeyse yeniden inşası söz konusu olmaktadır. Günümüzde kullanılan malzeme ve yapım tekniklerindeki farklılıklar da bu sürece ek bir zorluk getirmekte, bazı durumlarda sonuç başarısız restorasyon uygulamaları olmaktadır.

Bu bağlamda, Yukarıda tariflenmeye çalışılan ahşap elemanlar ile kargir yapı elemanlarının bir bütün olarak doğru bir biçimde çalışmaları sağlandığında ve periyodik olarak tüm sistemin bakımının devamlılığı sağlandığında, geçmiş yaşam biçimimizin mekansal kurgusu, geleneksel yapım teknikleri, sanat anlayışının ender kalan örneklerinin geleceğe aktarılması hususunda yaşanan sorunlar minimuma indirgenecektir.

kaynak:Özgül Yılmaz Karaman, Mine Tanaç Zeren/DEÜ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ MÜHENDİSLİK BİLİMLERİ DERGİSİ Cilt: 12 Sayı: 2 sh. 75-87 Mayıs 2010

KAYNAKLARI;
G. Arun (2005):” Yığma Kagir Yapı Davranışı”, Yığma Yapıların Deprem Güvenliğinin Arttırılması Çalıştayı. Ankara: ODTÜ.
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı (2006): “Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik”, Resmi Gazete (26100).
R. Günay (2001): “Osmanlı Konut Mimarisinde Ahşap Kullanımının Sürekliliği”, M. Kiel, N. Landman, H. Theusnissen (Dü.), EJOS IV, Proceeding of the 11th International Congress of Turkish Art içinde, Utrecht, sf. 1-22.
R. Hughes (2000): “Hatil Construction in Turkey”, Earthquake-Safe:Lessons To Be Learned From Traditional Construction International Conference on the Seismic Performance of Traditional Buildings, ICOMOS. Istanbul.
İBB Koruma Uygulama Denetim Müdürlüğü (KUDEB) (2009): “Geleneksel Ahşap Yapı Uygulamaları”, İstanbul Büyükşehir Belediyesi.
R. Langenbach (2002): “Survivors in the Midst of Devastation, A Comparative Assessment of Traditional Timber and Masonry Construction in Seismic Areas”, Proceedings of the Seventh U.S. National Conference on Earthquake Engineering . Boston.
H. Sesigür, O. C. Çelik, F. Çılı (2005): “Esnek Döşemeli Tarihi Yığma Kargir Yapıların Güçlendirilmesi İzmit Sultan Abdülaziz Av Köşkü Örneği”, Deprem Sempozyumu Kocaeli, sf. 768-770.